Meclis’teki adaletsiz temsil durumunu herkes biliyor, konuşuyor. 2002 seçimleri sonunda Meclis’e girebilen iki partinin oylarının toplamı yüzde 54. Yani sandık başına giden seçmenin yarısına yakını mecliste temsil edilmiyor. Seçmen olup da oy vermeyenleri hesaba katarsanız, bu oran daha da vahim bir hal alır. Dolayısıyla azınlığın çoğunluğa egemenliği gibi bir durumu yaşıyor ve seçim cilveleri sonucunda ortaya çıkan bu adaletsizliğe “milli irade” diyoruz. Bu bir çarpıklıktır ama benim başlıkta sözünü ettiğim “temsil sorunu” bu değil. Üç kutuplu Türkiye’de dinci kesimin siyasi temsilcisi belli. AKP’ye oy vermiş olan herkes böyle amaçlar taşımıyor elbette ama bu parti Osmanlı’daki ulema sınıfından beri akıp gelen dinci hareketin bugünkü temsilcisi. İkinci kutup olan Kürt hareketini temsil edenleri de biliyoruz. Burada da bir temsil sorunu yok. Ama bu iki kutup dışında kalan ve “Atatürkçü-cumhuriyetçi-laik-yüzü batıya dönük” diye adlandırabileceğimiz kesimin temsilinde karışıklık var. Bu kesim AKP gibi bir tek partide birleşebilmiş ve temsil sorununu giderebilmiş değil. CHP, MHP, DYP, ANAP, DSP, SHP gibi birçok parti bu kesimin liderliğine ve temsiline aday olarak ortaya çıkıyor. Artık aralarında temel ideolojik farklar yok ama eski alışkanlıkları ve liderlerin çevresinde odaklaşmayı sürdürerek “partizanlık” yapıyorlar. Bu nedenle laik kesimin oyları bölünüyor, parçalanıyor ve meydan azınlık oylarıyla çoğunluğu elde eden partilere kalıyor. Türkiye’nin temel sorunu, temsildeki çarpıklıktır. AKP iktidara geldiği zaman George Bush “Hayatımda hiç bu kadar büyük bir seçim zaferi görmedim!” demişti. Ama elbette alınan yüzde 34 oyu değil, bunun sonucunda Meclis’te elde edilen yüzde 66’yı kastediyordu. Yoksa dünyada herhalde yüzde 34’ten daha fazla oy alan çok parti vardır. Kaldı ki kendisi bile Amerika’da yüzde elliye yakın oy almıştı. Türkiye’nin bugün pek çok sorunu var ama herhalde demokrasinin temel sorunu seçim sistemindeki çarpıklık. Eğer Fransa’daki gibi iki turlu seçimi benimsemiş olsaydık, inanın, bugün varolan pek çok siyasetçinin adını bile duymazdık. Halka ikinci bir düşünme fırsatı vermeyen ve insanları yüzde yirmilerle belediye başkanı, yüzde yirmilerle -otuzlarla başbakan yapan çarpık sistem bizi bu hale getirdi. Şimdi yüzde 34’le Cumhurbaşkanı seçme hesapları yapılıyor. Ve Türkiye bunu kaldıramıyor. Azınlığın çoğunluğa egemenliği devam ettikçe işlerin daha da karışacağından kuşkunuz olmasın. Hep beraber göreceğiz.