Aziz Nesin "The Marmara" adındaki "The"yı eleştiriyor. Haklı da!

"The" eki, işi iyice yabancılaştırıyor.

Ama sadece "the"yı çıkarmak kelimeyi Türkçe yapmaya yetmiyor?

Marmara kelimesi de yabancı dilden geçmiş: Mermer anlamına geliyor. Mermer Oteli demek bile kurtuluş değil. Çünkü mermer kelimesi de Marmara'dan türemiş.

Parlamento'dan politikaya, ekonomiden spora kadar bütün kavramlar böyle.

Çünkü bana göre dünyanın en güzel ve en ifadeli dillerinden biri olan Türkçemiz, ne yazık ki soyut kavramlar konusunda yeterince gelişmemiştir.

Mesela şiir diline bu kadar yatkın olan Türkçe, felsefe, hukuk, biyoloji, fizik, vb. gibi bir çok alanda yeterli kelimeyi türetememiştir.

Çünkü din, bilim ve siyaset konularındaki gelişmeyi kendi başımıza ve bir Türk dünyası içinde değil, önce İslam uygarlığı, daha sonra da batı uygarlığı içinde gerçekleştirmişiz.

Orta Asya'daki Türk Cumhuriyetleri de aynı dönemi İslam kültürü ile Slav dünyası arasında bölünerek yaşamış.

Bu yüzden biz Cumhuriyet deriz, onlar Respublika.

Biz Akademi deriz, onlar Akademiya.

Türkiye, yüzünü batıya dönünce İslam uygarlığından benimsediği kavramları birer birer terketmeye başladı.

Hendese geometri oldu, siyaset politika, iktisat ekonomi, mecra ise medya!

Aslında düşünce olarak değişen bir şey yoktu.

İslam bilim ve felsefesinin yarattığı kelimelerin yerine, Hristiyan dünyasının ürettiklerini koyuyorduk.

Ve kelimelerin etimolojik kökleri bize yabancı olduğu için de, tam olarak içimize sindiremiyor ve kavramı oluşturamıyorduk.

Bir düşünün:

Lise çağlarında herkes "Atatürk Reformları"nı okumuştur.

Bütün ülke reform'dan söz eder. Ama bunun re-form yani yeniden biçimleme olduğunu kaç kişi farketmiştir?

Mesela, perspektif'le, retrospektif arasındaki ilişkiyi kaç kişi tam olarak algılayabilir?

Yıllar önce İngilizce'den Türkçe'ye bir makale çeviriyordum. Demiurgus diye bir kelimeye rastladım. Sözlük, Latin köklü bu kelime için "Dünyayı sanatkarane bir biçimde yaratan" karşılığını veriyordu. Tek kelime olarak Türkçe karşılığı yoktu.

Hemen Fransızca-Osmanlıca sözlüğünü aldım. Ve kelimenin karşılığını buldum: Sani-i kainat.

Hristiyan dünyasının felsefi kavramlarının İslam aleminde karşılığı vardı.

Ama Türkçe'de yoktu.

Çünkü biz arada kalmıştık.

Bugün kısaca batı ve doğu kültürü diye adlandırdığımız kategoriler, aslında din temeli üzerinde kurulmuştur.

Dinlerin inanç yönleri olduğu gibi, kültüre temel oluşturan büyük ve inkar edilemez fonksiyonları da vardır.

İslam ve Hristiyan dünyaları, ikisi de kendi içinde çok gelişmiş, bilimlerini, sanatlarını, felsefelerini tutarlı bir bütüne oturtmuş, büyük kültürlerdir.

Biz önce İslam kategorisi içinde gelişmişiz, ikiyüz yıldır da batı trenine binen kaçak yolcu gibi çırpınıp duruyoruz.

İki kültür arasında köprü olduğumuz iddiasıyla, bu iki dünyayı bir araya getirmeye çalışıyoruz.

Oysa bu, imkansız bir çabadır.

Ve dil kavgasının ardında yatan da budur.