12 Eylül 1980 darbesi olduğunda yurt-dışındaydık.
Fransız Sosyalist Partisi'nin, Güney Fransa'da düzenlediği "Akdeniz Diyaloğu" toplantısına katılıyorduk.
Parti o zaman iktidarda değildi, Mitterrand daha cumhurbaşkanı olmamıştı.
Diyalog bir anda büyük bir gövde gösterisine dönüşmüştü. Çünkü dünyanın en önemli entellektüelleri, sanatçıları, politikacıları ve starları oradaydı.
Türkiye'den de beş kişi katılıyordu diyaloğa:
Yaşar Kemal, Çetin Altan, Aziz Nesin, Mümtaz Soysal, bir de ben.
St.Maximain'de başlayıp, Marsilya'da devam eden toplantıda. Akdeniz güneşi, kaliteli Fransız şarabıyla ve iktidara yürüyen bir partinin coşkusuyla birleşiyor ve herkese çok keyifli anlar yaşatıyordu.
Biz Türkler hariç.
Ülkede ihtilal olmuştu, hiç kimse işin nereye varacağını bilemiyordu ve tedirgindik.
Toplantının kapanış günü Marsilya Belediyesi'nin büyük bahçesinde bir seremoni düzenlendi.
Politikacılar sahneye kurulmuş olan çok uzun bir masaya oturdular.
Yüzleri halka bakıyordu.
François Mitterrand, Andreas Papandreu, Dom Mintoff, Kıbrıslı Lissarides ve daha bir çok politikacı.
Konuşmalar başlamadan önce İsrailli keman virtüozu Ivry Gitlis ve ben sahnede, politikacıların ön tarafında, Bartok üzerine çeşitlemeler çaldık ve Melina Mercouri de şiirler okudu.
Daha sonra politik konuşmalar başladı. İlk konuşmacılar arasında yer alan Kıbrıslı Lissarides, Türkiye'ye çok ağır bir biçimde yüklendi.
Konuşmasında öyle sataşmalar vardı ki orada bulunan Türkler olarak çok rahatsız olduk.
Bir köşeye çekilip durumu gözden geçirdik ve ne yapabileceğimizi araştırdık.
Sonunda toplantı başkanı olan Mitterrand'a düşüncelerimizi anlatmayı faydalı bulduk. Ama Mitterrand sahnede oturuyordu. Hemen, toplantıyı düzenleyen, şimdiki Kültür Bakanı Jack Lang'ı bulduk. Durumu anlattık. Oradaki Türk grubu olarak böyle bir hakareti kabul edemezdik.
Jack Lang bizi dinledikten sonra Mitterrand'ın yanına gitti ve kulağına fısıl fısıl bir şeyler anlattı.
Bir süre sonra Mitterrand'ın bir pusula yazıp Papandreu'ya gönderdiğini gördük.
Herhalde bir uyarıda bulunmuştu. Çünkü daha ağır eleştirmesi beklenen Papandreu konuşması sırasında Türkiye'den hiç sözetmedi.
Toplantının son konuşmasını Mitterrand yaptı ve "Biraz önce bu kürsüde talihsiz bir konuşma yapıldı" dedi.
"Türk dostlarımız burada politikacılarıyla değil, sanatçılarıyla temsil ediliyorlar. Ve ülkelerinde olup biten olaylar sanırım bilginiz dahilindedir. Bu toplantıda sanatçılarıyla temsil edilen ülkeye karşı, bu eleştiri yakışık almadı."
Baktık ve Lissarides'in kıpkırmızı olduğunu gördük. Akşam yemeğinde de Papandreu, Mercouri ve Lissarides bizimle selamı sabahı kestiler.
Ertesi gün Marsilya-Paris arasında uçarken, beş kişi ihtilali ve dönüp dönmemeyi konuştuk.
Mümtaz Soysal "Bu iş on sene sürer" dedi ve döneceğini söyledi. Bizler karamsardık. Birkaç gün Paris'te kalıp olayları izlemek istiyorduk.
Bir gün önce uluslararası bir platformda ülkesini savunmuş bu değerli insanların Orly Havaalanı'ndaki o kararsız ve yaralı halleri hiç gözümden gitmez.
