Bir Macar bilgin tanımıştım. 1956 Macaristan olaylarından sonra Türkiye’ye kaçmış. İstanbul’da birkaç yıl oturduktan sonra İsveç’e göçmüştü.” Türkiye vefasız bir sevgiliye benzer” diyordu :” sana hep ihanet eder ama sen onu hep seversin.” toroslardan uçsuz bucaksız ormanlara doğru bakarken nedense bu söz aklıma geldi. 1650 metre yükseklikteki karlı tepelerde, dünyanın en değerli sedir ormanıyla kaplı Sütleğen köyünde Türkiye’nin başka bir boyutunu kavrıyorsunuz. İçinde bulunduğunuz mekân ve koşullar düşüncenizi ve açınızı etkiliyor. Ankara’da parlamento kulislerinde bakanlık koridorlarında politik çelmeler ve kişisel hırslar arasında Türkiye’yi düşünmek ya da sigara dumanlı, bol rakılı İstanbul gecelerinde bulunmak gerçekçi bir perspektif oluşturamıyor insanda. Gittikçe güdükleşen ve kişisel kapışmaya dönüşen siyaset dünyamızın ya da raşitik kültür yaşamımızın Türkiye’yi kavramakta ne kadar yetersiz kaldığını Toros tepelerinde daha iyi anlıyorsunuz. Türkiye ve yöneticileri hakkındaki düşünceleriniz içinde bulunduğunuz koşullara göre değişiyor. Gorbaçov Komünist Partisi tekeline son verir, dünya, düşüncenin önündeki engelleri kaldırırken siz eğer düşüncenizi açıkladınız diye hapisteyseniz , daha da önünüzde yıllar varsa,” erken inen bir mahpushane akşamı”nda haberleri dinlerken Türkiye hakkında daha değişik düşünürsünüz. Ama, eğer hayali ihracat, kota, dalaveralarıyla milyarlar vurmuş olsanız, Ritz’de içkinizi yudumlarken Türkiye için düşündükleriniz farklıdır. Eğer” kör boğaz, nafaka uğruna” yerin yedi kat dibinde, Yeniçeltek’te patlayan cehennem alevleriyle can veriyorsanız ülkemizle ilgili duygularınız farklıdır. Sabah girdiği, cehennem ağzına dönüşmüş maden kapısından kocasının çıkmasını bekleyen bir T.C. yurttaşı olarak, yöneticileriniz hakkında ne düşünürdünüz? Hem de aynı madenin daha önce de yetmiş kişiye mezar olduğunu bile bile, bu cinayete göz yumanları görüp duyarken… Bunlar aklınızdan geçiyor Toroslar’da, dar politik hesapların, kişisel çapsızlıkların tuzağından kurtulup kendinizi buralara attınız mı başka bir Türkiye görüyorsunuz. Türkiye’yi altüst etmeye yönelik terörün, Atatürk barajı için su tutulduğu, Fırat’ın suyunun kesildiği döneme rastlamasının ilginçliğini düşünüyorsunuz. Gözalabildiğine uzanan Sedir ormanlarının, sadece Akdağlara yakın bölümünün Türkiye’nin yıllık bütçesinden daha değerli olduğunu öğreniyorsunuz. Dağların arasında kaybolmuş gibi görünen Sütleğen köyü ormancılıkta yılda 2 milyar kazanıyor. Uydu anten takmışlar, CNN ve diğer kanalları izliyorlar. Bütün olumsuzluklara, kötü yönetime, çapsızlıklara karşın Türkiye’de birtakım insanlar yarının düşünü kuruyor ve uğraşlarını sürdürüyorlar. Antalya Orman Bölge Müdürü Şahin bey ve Kaş İşletme Müdürü Rıfat bey bu yıl 23 milyon ağaç dikmenin mutluluğunu yaşıyorlar. Türkiye çapında hedeflenen sayı 1 milyar ağaç… Türkiye’de ormanların azalma ayıp arttığını öğreniyoruz. Planlı ormancılıkla Türkiye’ye 20 milyon metrekare orman eklenmiş. Bunları hiç bilmiyoruz. Patara’daki antik tiyatroyu kurtarmak için girişilen dev çabayı da bilmiyoruz. Tiyatroyu, deniz rüzgarlarının savurduğu kumlarla örtülmektekten korumak için kumsala üç milyon ağaç dikiyorlar. Bunca zulüm, bunca adaletsizlik ve bunca tuzakla zedelenen, yaralanan ülkede sessiz sedasız çabalar sürüyor. Yarının düşünü kuranlardan biri başkası, Anadolu türkülerini ince bir hüzünle yorumlamaktan başka bir suçu olmayan, su gibi aydınlık kardeşim Sümeyra’yı gurbette, sıla özlemiyle öldüren barbarlığı, çağ dışılığı düşünüyorsunuz. ” Cenaze törenlerinde, sessiz sitemsiz” diye mırıldanıyordusunuz sevgili Sümeyra’yı Hocasının yanına uğurlarken. Yüreğinizi bir haksızlık duygusu kanırtıyor. Binlerce yılda oluşmuş, Türkiye bütçesinden daha değerli Sedirlere, bu dağ köylerindeki uydu antenlere, Orta Asya’dan taşıdıkları kültürlerini koruyan sevecen yörüklere, ulu Toroslara bakıp ” böyle olmamalıydı, böyle olmayabilirdi” diye düşünüyorsunuz. İttihatçılar dan beri aklına esen her güç sahibinin, kurtaracağım diye çarçur ettiği, her bilgisiz, orta zekalı kurtarıcının sorunlarını daha da ağırlaştırdığı şu yaşanası, sevgili ülkede, her şeyin başka türlü olabileceği geliyor aklınıza. Böylesine zengin bir yarımadada, böyle dinamik bir halkla,” az gelişmiş ülke” olma ” başarısı”nı gösteren gelmiş geçmiş yöneticilerimizin çoğunu düşünüp” bu ülkenin bir gün kurtarıcılarından kurtulması”nı diliyorsunuz. Sarp kayalıklarda açmış, o tuhaf, alev alev sütleğen çiçeğinden bir dal koparıyorsunuz, İstanbul’da yazı masanıza kurutacağınız ve her bakışta sizi Türkiye’ye ve dünyada bir de Torosların doruklarından bakma boyutunu hatırlatacak ve dünyada böyle yüzlerce ayrı açı ve boyutun olduğunu unutturmayacak…
