Dengir Mir Mehmet Fırat, The New York Times gazetesine konuşmuş ve “Toplum bir gecede travmatize oldu. Giysilerini ve dillerini değiştirmeleri istendi” demiş. Kastettiği “travma”nın Cumhuriyet devrimleri olduğu çok açık. Acaba haklı mı? Acaba bu devrimler bir travma mı? Ve eğer varsa bu değişim Cumhuriyet’le mi başladı? Bu sorulara Fırat gibi cevap veremeyeceğim ben. Çünkü tarih başka türlü söylüyor. Tam burada, çok bilinen bir gerçeği tekrarlamaktan başka bir çarem yok: Türkiye’nin Batılılaşma serüveni Mustafa Kemal Paşa ile ve Cumhuriyetle başlamadı. Fırat, bu konuda Niyazi Berkes’i, Halil İnalcık’ı ve yakın tarihle ilgili önemli kitapları okudu mu bilmem ama aklı başında olan herkesin bildiği gibi “Batılılaşma” serüvenimiz yaklaşık 250 yıllık bir geçmişe sahip. II. Abdülhamit’in Latin harflerine geçme çalışmaları yaptığı, İttihatçıların eski yazıda esre ve üstünleri kaldırarak, kolaylaştırma girişiminde bulunduğu da bir gerçek. Yani Fırat’ın sandığı gibi bu işler bir günde olmadı. Peki dil ve yazı konusu böyle de giysi farklı mı? Osmanlı tarihini okuyanlar sarığın yerine fesin geçirilişindeki sancıları, isyanları da iyi bilir; II. Mahmut’un giysileri yenileştirme çabalarının karşılaştığı direnci de. Kısacası giysiler de dil ve yazı gibi, çok uzun bir sürecin sonunda değişmiştir.

Birkaç yıl önce Avrupa’daki Yeşil partilerin kongresi İstanbul’da yapılmıştı. Almanya Dışişleri Bakanı gibi birçok şahsiyetin hazır bulunduğu toplantıda yaptığım konuşmama şöyle başlamıştım: “Bu ülkeyi anlamak için lütfen hazırlop klişelerden kurtulun. Bunların en önemlisi de ‘Bir gün Balkanlar’dan sarışın bir adam çıkageldi ve her şeyi değiştirdi’ klişesidir. Osmanlı’nın Batılılaşma çabalarını bilmeden Cumhuriyet anlaşılamaz.” Demek ki bu gerçeği yalnız yabancılara değil, içerdeki dostlarımıza da sürekli olarak hatırlatmamız gerekiyormuş.

Yukarıda belirttiklerim işin bir yönü. İkinci yönü ise şu: Cumhuriyet devrimleri tarihsel birer olgu. Aynen Fransız devrimi gibi. Tarih uzun süre evrimle ama bazen de devrimler yoluyla ilerler. AKP’de ve Batı’da, devrimleri geri almak, sıfırlamak ve hiç olmamış saymak gayretleri seziliyor. Bu mümkün müdür? Belki bazı devrimler için mümkün olabilir ama ben Cumhuriyet devrimlerinin geri çevrilebileceğine inanmıyorum. Hem de bunu ordu faktörüne falan bağlamıyorum. Bu devrimler çağın gidişine, insan haklarına, -özellikle de insan haklarına- ilerlemeye, bilime, aydınlığa ulaşmak amacıyla yapılmış da onun için. Din savaşlarının milyonlarca cana mal olduğu bir dünyada, laiklik ilkesini getirdiği için. Kafası hurafelerle doldurulmuş, kerameti kendinden menkul şeyhlerin önünde diz üstü sürünen; umudunu fala, büyüye, beze çaputa bağlamış bir halkı bu karanlıktan kurtarmaya çalıştığı için.

Sonuç dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyor: Evet, cumhuriyetin demokratlaşması şarttır. Ama bu demokratlaşma din üzerinden yapılamaz. Yapılır derseniz; totalitarizme zemin hazırlamış olursunuz.