Adam Teksaslı başkan adayı. Kazandığına hemen hemen kesin gözüyle bakılıyor ve gazeteciler bir görüş almak için evine gidiyorlar.
Genç başkan, yanına yardımcısını ve bir bardak buzlu Coca Cola'yı alıp basının karşısına çıkmış.
Dudaklarında eğreti ve zoraki bir gülücük.
Sağ yanağında ise koskoca bir yara bandı görünüyor.
Gazeteciler (muhtemel) yeni başkana soru üstüne soru yöneltiyorlar.
Amerika'da ve dünyada milyarlarca kişi izliyor bu görüşmeyi.
Başkan iki dakika içinde üç soruyu anlamıyor. "Tekrar eder misiniz? Soru neydi acaba?" diyor.
Sonra Coca Cola'sına uzanıp bir yudum alıyor ve birden ağzında buzu hissediyor.
Bunun üzerine ne yapıyor biliyor musunuz?
Başkan buzu tükürüyor; hem de bardağa.
Sonra soru soran gazeteciye tekrar; "Neydi sorunuz, anlayamadım!" diyor.
Dünya yeni Amerikan başkanı nı izlemekte.
***
Teksaslı George W. Bush'un başkanlığı kesinleşirse (ki artık öyle görünüyor) Beyaz Saray'da epey eğlenceli sahneler yaşanacak demektir.
Amerika kimbilir hangi gaflarla, şaşkınlıklarla, uluslararası krizlere yol açan düşüncesiz sözlerle sarsılacak!
***
Amerika'nın bilgi birikimini, üniversitelerini, Nobel ödüllü düşünür ve bilim adamlarını aklınızdan geçiriyor ve kendi kendinize soruyorsunuz: "Ülkeyi yönetmek işi kala kala Bush ve Gore'a mı kaldı? Seçmen neden bu iki vasat adam arasında seçim yapmak zorunda bırakıldı? Niye ortaya parlak bir aday çıkmadı?"
Bu sorular bizi demokratik sistemin en zayıf noktasına götürüyor: "Negatif Seleksiyon!"
Parti örgütlerine ve delegelere dayanan sistemler zaman zaman hanedanlara rahmet okutacak yanlışlara neden olabiliyor.
Amerikan halkı, "Bizi kim temsil edebilir, kim en iyi şekilde yönetebilir?" sorusuna cevap aramadı.
Böyle bir soruyu sorma hakkı yoktu çünkü.
Önüne iki tabak yemek sürüldü ve bunlardan birini seç denildi.
Çünkü Cumhuriyetçiler Bush'u, Demokratlar da Gore'u başkan adayı olarak belirlemişlerdi.
Abraham Lincoln ve George Washington dirilip gelseler, se çimlerde şansları yoktu artık.
Halk mecburen önüne konan yemeği yiyecekti.
Çünkü halklar umduğunu değil, bulduğunu yerdi.
Aynen bizim gibi!
