Amerikalılar büyük bir araştırma yapmış. On binlerce kişiyle görüşüp, etek dolusu para dökmüşler ve sonunda şöyle bir rapor hazırlamışlar: “Yağmur yağdığı zaman Amerikalıların çoğu şemsiye açıyor!..” Bizim türban araştırmaları da buna benzedi. Türbanın son yıllarda çığ gibi büyüdüğünü görmemek için kör olmak gerekirdi. Sokakta gördüklerine objektif bakan herkes kolayca görebiliyordu durumu. Yine de bazılarının gözlerinin açılmasına yardımcı olduğu için KONDA’ya teşekkürler. Çünkü bu memlekette TESEV gibi, türban azalıyor sonucunu açıklayanlara da rastlanıyor.

Kimileri bunu hâlâ “modernleşme” olarak açıklama derdinde. Efendim, Türk kadını türban takarak toplum içine çıkıyor ve çalışma hayatına karışabiliyormuş. Sanki bu ülke daha önce Suudi Arabistan’dı, kadınlar çarşaf altındaydı, sokağa çıkmaları, otomobil kullanmaları yasaktı da şimdi türban takarak dışarı çıkabiliyorlar. Beyler, hanımlar; sayıyla kendinize geliniz: Kadına özgürlük tanıyan reformlar bu ülkede yapılmadı mı. Türk kadını birçok batı ülkesinden daha önce seçme seçilme hakkına kavuşmadı mı. Türbandan önce milyonlarca kızımız okullarda okumuyor muydu. Üniversitelerimizde Batı’daki benzerlerinden daha fazla kadın öğretim üyesi yok muydu… Ya doktorlar, hemşireler banka mensupları, özel şirketlerde çalışanlar; yani milyonlarca başı açık kadın. Hayatın içinde, toplumun tam göbeğinde.

Bütün bunları siz de biliyorsunuz; elbette biliyorsunuz ama böyle söylemek işinize geliyor. Ah iktidar, ah para, ah fikir modaları; nasıl da kudretli şeylersiniz siz! Aydınlara, eski solculara, bilim adamlarına bile bin bir takla attırmak elinizde.

Durumumuz neye benziyor biliyor musunuz: Zürafaya binmiş mabeyinciye. 17. yüzyılda Osmanlı padişahına Afrika’dan bir zürafa hediye edilmiş. Herkes bu acayip hayvanı ilk kez gördüğü için büyük bir korkuya kapılmış ama padişah bir mabeyinciye “Bin bakalım şunun üstüne!” diye emir vermiş. Mabeyinci korkudan ölecek; ne var ki koskoca padişahın buyruğuna karşı gelmek de mümkün değil. Çarnaçar zürafanın üstüne tırmanmış, boynuna sıkı sıkı tutunmuş. Tam bu sırada ürken hayvan sarayın bahçesinde koşmaya başlamış. Mabeyinci hem düşmemeye çalışıyor hem de bağırıyormuş: “Padişahım, bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete!” İnanın ki bizim durumumuz da farklı değil. Mülakatla alınacak hakimler savcılar, türban üzerinden yapılan siyasi mücadele, devlet kurumlarına doldurulan tarikatçılar. Bir iki yıl içinde Türkiye’yi tanıyamayacaksınız. Ben en çok bu gidişe şimdi destek veren “aydın”ların ne diyeceğini merak ediyorum. “İyi oldu!” mu diyecekler yoksa “Yanılmışız” mı?