1917 yılında Rusya’da devrim olduğu zaman, 2. Abdülhamid, Beylerbeyi Sarayı’ndaki sürgün hayatını sürdürmektedir. Özel doktoruna şöyle der: “Ben bu ihtilale inanmıyorum. Çünkü Ruslar Çar’dan vazgeçemez, başlarında bir çoban olmadan yaşayamaz onlar. ” Bunca yıl sonra Abdülhamid’in öngörüsünün doğru çıktığını görmek şaşırtıcı değil mi! Çünkü Rusya, bugün yine Çarlık benzeri bir sistemle yönetiliyor. Putin’in konumu ve yetkileri Çar’dan daha az değil. Bazen Rus arkadaşlara takılır ve derim ki: “Büyük bir devrim yaptınız, fırtınalı yıllar yaşadınız; bütün bunlar Rasputin’den Putin’e varmak için miydi?”

Başında çoban isteyen, sadece Rus halkı değil. Krallıklar, padişahlıklar çökse bile insanlar, başlarında bir hanedan görmeyi seviyor. Dünyada birçok örneği var bunun. Mesela Amerika. Hanedan geleneğinden çok uzak olması gereken bu ülkede bakın hanedanlık nasıl hükmünü yürütüyor. Beyaz Saray yıllardır iki ailenin elinde: Bush ve Clinton ailesinin. Baba Bush 8 yıl başkan yardımcılığı, 4 yıl da başkanlık yaptı. Etti mi 12 yıl. Oğlu Bush da 8 yıl başkan oldu. Demek ki Beyaz Saray’da 20 yıl Bush soyadı hüküm sürmüş. Gelelim Clinton’lara. Bill Clinton iki Bush arasında 8 yıl başkanlık yaptı. (Bush İngilizce çalı demektir. Bu yüzden Clinton dönemini çalılar arasında seks diye adlandıranlar da var.) Eğer gelecek yıl karısı Hillary başkan olursa (ki bana göre en yakın aday) Beyaz Saray’a en az 12, en fazla 16 yıl da Clinton soyadı damgasını vurmuş olacak. Yani demokrasisiyle övünen ABD’yi aşağı yukarı 30/40 yıllık bir süre iki aile yönetmiş olacak. Bu, hanedan değil de nedir? (Bu arada küçük kardeş Jebb Bush’un da başkanlık yarışına girmeye hazırlandığını unutmayalım.)

Toplumları kimin yönetmesi gerektiği, önemini hiçbir zaman yitirmeyen bir sorudur. Anlaşılan bu konu, 21. yüzyılda da tartışılmaya devam edecek. Ne kadar demokrasi nutukları atarsak atalım; halk kitleleri başlarında bir “çoban”a ihtiyaç duyuyor. Aynen Abdülhamid’in dediği gibi.