Amerika'nın ünlü haber dergisi Newsweek, Özal'ın ölümünü duyururken, "Atatürk'ten bu yana en reformcu Türk lideri olduğunu" belirtiyor ve onun ölümünün Türk politik yaşamında bir kimlik bunalımı doğuracağını yazıyor.
Artık şurası anlaşıldı ki, üç aşağı beş yukarı bütün batı medyaları bu yolda düşünmekte.
Aslında Türkiye'de de aynı görüşün yaygınlık kazandığını görüyoruz: Turgut Özal hayatında sağlayamadığı ünvanı, ölümüyle yaratıyor: Atatürk'ten sonraki en reformcu lider.
Statükodan ayrılan ve toplumu şaşırtan kişilerin kaderi bu galiba. Hepsi de yaşamlarında aykırı davranışları nedeniyle yeriliyor ve sonradan bu davranışlar onların övülmesine neden oluyor.
***
Aslına bakarsanız bu toplumda Özal gibi düşünen hatta ondan daha geniş vizyona sahip olan insanlar yaşıyor.
Özal'ın önemi, bunları uygulayabilecek bir siyasi güç yakalamış olmasıydı.
Türkiye'de geniş kitlelerin bir politikacıya güven ve sempati duyması için biraz kendilerine benzetmeleri gerekir.
Turgut Özal da yaşama biçimiyle, sevdiği yemeklerle, dinlediği müzikle geniş kitlelere benziyordu. Onlara tepeden bakıyormuş ve onların ilkel beğenilerini benimsemiyormuş izlenimi uyandırmıyordu.
Kısacası tipik bir "Türk aydını" değildi Özal.
İşte bu yapı içinde, yeni düşünceler yaratabilmesi ve geniş bir vizyon geliştirmesi Turgut Özal denilen fenomeni yaratmıştır.
***
Hepimiz biliyoruz ki Türk halkıyla Türk aydını Tanzimat'tan bu yana, neredeyse iki yüz yılı aşan bir süredir küstür.
Aydınlar halkın yaşama biçimini, kültürünü ve geleneklerini beğenmez. Halk da intikamını, onları adam yerine koymayarak ve yeri geldiğinde alay ederek alır.
Bu yüzden aydın çevrelerde boy atan eğilimler ve düşünceler, kitleler üzerinde etkili olmaz. Kulaklar baştan tıkalıdır bu önerilere.
Aydınlar, "düşünce özgürlüğü" dediğinde halk altında başka şey arar, halk oruç tuttuğunda aydın ona dudak kıvırır.
Böylece, dünyanın her yerinde en saygı gören kesim olan "entellektüeller", entel deyimiyle aşağılanır ve barlarda düşüp kalkan dejenere tipler olarak toplum dışına atılır.
Turgut Özal bir "entel" değildi.
Dil biliyor, yabancı dillerden kitaplar okuyor, yazıyor ve bilgisayar alanında ustalaşıyordu. Yeni düşüncelere açıktı kafası ama bir "entel" değildi.
Halkın değerlerini paylaşıyordu. Hem de büyük bir içtenlikle... Çünkü kendi formasyonu da onlar gibiydi.
İşte kanımca, Turgut Özal fenomenini yaratan temel olgu budur.
Halkla barışık bir aydın türünün belki de ilk örneği oluşu, onu değişik ve renkli kılmıştır.
