Çin, Sovyetler Birliği, Polonya, Macaristan, Romanya, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan gibi eski komünist ülkeler, bugün liberal sisteme geçme çabası içindeler.

Galbraith'in dediği gibi "Tarihte ilk kez sosyalist ekonomiden pazar ekonomisine geçiş süreci" yaşanıyor.

Peki nedir bu sistem?

Liberalizm ve neo-liberalizm ne demektir?

Hangi nedenlerle komünist dünya, bu sisteme geçiş mücadelesi veriyor?

Hayek, Friedmann ve Buchanan'ın öncülük ettiği neo liberalizm nasıl bir sistem önermekte?

Kabul edip etmemek serbest ama Türkiye'de bütün bunların tartışılması ve tartışmanın doğru bilgilere oturtulması gerekiyor.

Yıllar boyunca liberal denilince Avrupa'da sağ, Amerika'da ise sol politikalar anlaşıldı.

Türkiye'de ise bu kavrama "liboşluk" adı takıldı.

Çünkü devletçi ekonomi içinde, hukuki ve ahlaki kurallarla denetlenmeyen bir para kazanma ihtirası, "liberalizm"i, devleti soyma biçimine dönüştürdü.

Siyaseti finanse eden iş adamlarına kamu malını peşkeş çekmek "liberalizm" sanıldı.

Aslında bu liberalizm değil, apaçık bir soygun düzeniydi.

Şimdi Türkiye'nin, i'lerin noktalarını koyması ve liberalizmin ne olduğu üzerinde tekrar düşünmesi gerekiyor.

Liberalizm, "Devlet malı deniz, yemeyen domuz!" sistemi değildir.

Dünya literatüründe, siyasi yandaşları zengin etme sistemine liberalizm değil, düpedüz yolsuzluk ekonomisi deniliyor.

Liberal politika uygulayan ülkelerin, yolsuzluklar konusundaki en hassas rejimler olduğunu hatırlamakta yarar var.

Devletin kredi kartıyla çocuğuna çikolata alan ve sonradan ödeyen bakanın siyasi yaşamının sona ermesi, evinde çalıştırdığı kişinin sigortasını ödemeyi geciktirdiği için bakanlık koltuğundan olan siyasetçinin dramı gibi gelişmeler, sadece liberal ülkelerde rastlanan saydamlık örnekleri.

Türkiye'deki "liberalizm" aleyhtarlığı ise, birçok azgelişmiş ülkede rastlanan yolsuzluk, rüşvet ve adam kayırma bataklığının, bu isimle anılması yanlışlığından kaynaklandı.

Doğrudur; Türkiye'deki özelleştirmelerin çoğunda devlete kazık atıldı.

TOBB'un açıkladığı gibi, sadece 1990-2000 yılları arasında 195 milyar dolar kayboldu.

Liberal devrim adı altında, inanılmaz bir şark kurnazlığı ve sahtekârlığı sergilendi.

Ama bütün bunların sebebi liberal politika değildi.

Türkiye hiçbir zaman liberal olmadı ki!

80'li yılların liberal gibi görünen atılımları da gerekli hukuk, etik ve kültür değerlerinden yoksun olduğu ve çoğulcu demokrasiyle bütünleşemediği için, arkasında bir sürü dava bırakan bir "yolsuzluklar dönemi" olarak anılıyor.

Duvara dayanmış olan Türkiye, artık bu kavram kargaşası ile yaşayamaz.

Sovyetler Birliği, Çin, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Bulgaristan gibi eski komünist ülkelerin bile uygulamaya başladığı liberal politikaları görmezden gelmek ve devletçilikte direnmek mümkün değildir.

Eskiden Türkiye'deki sol da "Devlet eliyle fert zengin etmek" olarak nitelediği bu sisteme karşı çıkıyordu ama sonra kafa karışıklığı yüzünden devlet soygununa destek vermeye başladı.

Artık fotoğrafın netleşmesi ve hukuk düzenine dayalı, sosyal dayanışma boyutunu ihmal etmeyen bir liberalizmin ne olduğunun anlaşılması gerekiyor.