Verilen kararların hangisi tamamen doğru, hangisi yanlış? Bunu anlamak için daha uzun bir zaman ve daha net bilgiler gerekiyor.
Bu durum daha ne kadar devam edecek? Türkiye'nin kaderi, her gün için yeni bir bilinmezler geçidine mi terk edildi?
"Krizin sorumlusu kim?" "Ödemedik davransın" çağrıları... Bu tür tartışmaların, krizin kurbanı ve asıl sorumlusu yığınları ilgilendirmediği açık.
Oysa bütün bunlar yaşanan felaketin sadece bir görüntüsü. Önemli olan, bu ülkeyi uzun yıllardır yönetenlerin, nasıl bir düzen kurdukları ve nasıl yönetemedikleri. Bu düzenin, bir avuç azınlığa hizmet eden, halkın büyük çoğunluğunu dışarıda bırakan, sadece kendi çıkarlarını düşünen bir düzen olduğu açık. Türkiye'nin her yanındaki kaos, bu düzenin artık sürdürülemez bir noktaya geldiğini gösterdi.
Gelelim Derviş'in şortlu fotoğrafına. Cemal Süreya "Şiirimizdeki Derviş" adlı yazısında, Hikmet Süreya'nın "Türkiye'de Derviş'in şortu şiire konu oldu" dediğini aktarır. Bu söz, bana 1990'lı yıllarda bir zamanlar çok popüler olan "Derviş'in şortu" adlı bir şarkıyı hatırlattı. Şarkı, Türkiye'de Derviş'in şortunun bile şiire konu olduğunu anlatıyordu.
İş çok daha ciddi. Tutuklular arasında bir Derviş'in de olması, Türkiye'deki adaletsizliğin ve hukuksuzluğun ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Bu durum, Türkiye'nin bir hukuk devleti olmaktan ne kadar uzak olduğunu ve bir hukuk devleti olabilmek için ne kadar çok çaba harcaması gerektiğini gösteriyor.
Ama bize inanmazlar. Türkiye'nin her yerinde varlığını sürdüren bu adaletsizlik, içinde yaşadığımız toplumun bir gerçeği. Bu gerçeği değiştirmek için önce kendimize inanmamız gerekiyor.
Hükümet bu önyargıyı yıkmalı, adaleti ve hukuku yeniden kurmalı ve bunu bir operasyon olarak değil, bir yaşam biçimi olarak benimsemeli. Hükümetin bu operasyonu, durumun daha da ağırlaşmasına yol açmadan, bir an önce başlatması gerekiyor. Aksi takdirde, Türkiye'nin geleceği, daha da karanlık bir tabloya dönüşebilir.
Türkiye'de "Allah kimseyi Derviş'in şortuna düşürmesin" diye bir söz vardır. Bu söz, Türkiye'deki adaletsizliğin ve hukuksuzluğun ne kadar derin olduğunu gösteriyor. Bu durum, Türkiye'nin bir hukuk devleti olmaktan ne kadar uzak olduğunu ve bir hukuk devleti olabilmek için ne kadar çok çaba harcaması gerektiğini gösteriyor.
Eğer böyle bir ortamda insanlar, kendi çıkarlarını düşünerek hareket ederlerse, Türkiye'nin geleceği, daha da karanlık bir tabloya dönüşebilir. Bu durum, Türkiye'nin bir hukuk devleti olmaktan ne kadar uzak olduğunu ve bir hukuk devleti olabilmek için ne kadar çok çaba harcaması gerektiğini gösteriyor.
