Hemen söyleyeyim: Fransa’da 12 Ekim’de görüşülecek olan yasa önerisinin işlerlik kazanacağına pek ihtimal vermiyorum. Milli Meclis’ten geçse bile daha ileriki aşamalarda durdurulacaktır. Çünkü araştırıcı aklın öncüsü olan bir kültürün böylesine kaba politik bir yaklaşım içine girmesi, bir anlamda onun entelektüel intiharı anlamına gelir. Descartes’ın ünlü “cogito ergo sum”unu yani “Düşünüyorum o halde varım” sözünü, “Düşünmeyi yasaklıyorum o halde varım”a çevirmek bizden çok Fransa’ya zarar verir. Bir konuyu tartışmanın yasaklanması, Emile Zola’ları yaratmış olan kültürün kendi kendini inkâr etmesi demektir. Nitekim; aklı başında Fransız yazar, bilim adamı ve filozoflar parlamentoların tarih yazmasına şiddetle karşı çıkmışlardı. Umarım son anda sağduyu kazanır ve bu ilkel yasa tasarısı geri çekilir. Baksanıza Patrik Deveciyan bile şimdiden teklifte bir değişiklik önererek, bilim adamlarının kapsam dışında tutulmasını istedi. Hiç sanmıyorum ama diyelim ki bu yasa çıktı, senatoda da onaylandı. O zaman yapmamız gereken, bu yasayı sürekli olarak ihlal etmek ve Strasbourg’daki insan hakları mahkemesine binlerce dava açmaktır. Ben Avrupa’da hâlâ, aklı zorlayan girişimleri engelleyecek mekanizmaların var olduğuna inanıyorum.

Öte yandan bir memnuniyetimi de sizlerle paylaşmak durumundayım. Türkiye’deki insan hakları ihlallerine karşı çıkan ve bir kesimin sürekli eleştirilerine hedef olan, bizi bölüp parçalamak istediği zannedilen önemli Avrupalı politikacılar bu tasarıya karşı tavırlarını açıkça ortaya koydu. Bunların başında sevgili dostlar Jost Lagendijk ve Olli Rehn geliyor. Fransa’nın Ermeni soykırımı olmadı diyenleri hapsetme niyetinin karşısına kale gibi dikilen bu parlamenterlerin, Türkiye’ye dostça uyarıları karşısında öfkelenmeden, kızıp köpürmeden sağlıklı bir biçimde düşünmemiz gerektiği bir kez daha ortaya çıkmıyor mu… Ben yakından biliyorum ki bu kişiler Türkiye’nin dostu. Bu ülkenin çağdaş Batı demokrasileri standardına kavuşmasından, iyiliğinden, mutluluğundan başka bir emelleri yok. Sevgili dostlarımız Claudia Roth da öyle, Daniel Cohn-Bendit de. Hele Jack Lang! Şimdi Cumhurbaşkanı adayı olan eski Kültür ve Milli Eğitim Bakanı Jack Lang, Fransa’nın en çok sevilen siyasetçileri arasındadır. O etkili dost bugünlerde televizyon televizyon dolaşıp, bu yasa tasarısının saçmalığını anlatıyor ve perşembe günü ret cevabı vereceğini açıklıyor. Bu arkadaşlarımız Türkiye’ye çok değer veriyor, Türkiye’yi seviyor; hepsinin birçok Türk dostu var. Burada ev alıyor, tatillerini geçiriyorlar; hatta aralarında (Jost gibi) kendilerine Türk eş seçenler bile bulunabiliyor. Kısacası, Türkiye’nin dışarıda dostları var, hem de çok var; yeter ki biz dostla düşmanı ayırabilelim ve bize iyi niyetli eleştiri yönelten her kişiyi hasım ilan etmeyelim.