Barcelona’da vereceğimiz altı konser, bana Türkiye’nin kimlik sorunlarını ve hangi kültür kuşağı içinde yer almamız gerektiğini hatırlattı. Yıllardan beri bıkmadan yazıp çizdiğimiz, söyleşilerde anlattığımız gibi içinde hem Orta Asya, hem Arap-Fars, hem Balkan, hem Avrupa, hem Akdeniz, hem İslam, hem Bizans etkileri taşıyan bir kültür çeşitliliğini ya büyük bir zenginliğe dönüştürürsünüz ya da böyle çeşitli kategorilerin durmadan birbirini tükettiği, yok ettiği bir kaos elde edersiniz. Bizim bunca değişik etkiyi bir potada bütünleştirebilmemiz için bir bileşkede buluşmamız gerekiyor. Bana göre bu bileşke “Akdenizli” olmaktır.
Ben bu sentezi kendi yaşamımdan biliyorum. Yaşayarak öğrendim. Ne olur, gene kendinden sözediyor diye beni kınamayın. Derdim kendimden söz etmek değil, yaşayarak öğrendiğim bazı konuları birinci elden, bir tanık olarak aktarmak. Bugüne kadar dünyanın çeşitli ülkelerinde çalıştım. Plaklarımı Amerika’da Warner Bros yayınladı, Avrupa’da Ariola ve Telefunken. İngiltere’den Japonya’ya kadar dağıtım ağına girdi. Ne var ki bu ilgi, ülkelerin kültür yapılarına göre farklılıklar gösterdi. Batı Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da, ödüller almama hatta şu sıralarda Amerika’da Billboard’un “en çok satan plak” listesine girmeme rağmen, şarkılarım hep dar bir entellektüel kitleye seslendi. Halk kitlesine inemedi.
Oysa aynı şarkılar Yunanistan’da yıllarca dillerden düşmeyen “hit” parçalara dönüştü. Bütün müzikhollerde bu şarkılar söylendi ve plak, çıktığı yılın “en çok satan plağı” oldu. Yugoslavya’da söylenen Leylim Ley “Sinem oy!” (Oğlum benim) çevirisiyle ülkenin en tutulan parçalarından birisiydi. Şimdi de İspanya devreye giriyor.
Demek ki bizim doğal akrabalarımız Akdenizliler. Amerika’da, İngiltere’de kendisine akademik bir yer yapan müzik, Akdeniz ülkelerinde halkın, ev kadınının, şoförün, biletçinin, muhasebecinin gündemine giriyor.
Müzik deyip geçmeyin. Halkların kültürel bilinçaltını en iyi yansıtan ölçüdür. Türkiye, doğal kültür akrabalıklarının yolunda yürüyüp, Akdenizli kimliğiyle ortaya çıksa ve içinde varolan bütün kültür değerlerini Akdenizlilik bileşkesine oturtsa, hem içerde bir çok sorununu çözecek hem de dışarda kendisine tutarlı bir aile edinecek. Unutmayın ki Akdeniz, Kuzey Afrikasıyla, Araplarıyla, Hristiyan ve İslam dininin de kaynaştığı bir kültür zenginliği. Neredeyse altıncı kıta. Bana kalırsa bizim de yerimiz bu kıtada. Bir zamanların büyük Endülüs kültür sentezi, bizim 20. yüzyıl sonundaki kaldıracımız olabilir.
