Aşağıda size tırnak içinde bazı satırlar sunacağım. Birkaç ayrıntıya takılmazsanız, yazarın bizi anlattığını, günümüzü tanımladığını göreceksiniz. Oysa anlatılanlar 300 yıl öncesine ait Rüşvet: “…Ahmed Paşa, söz anlar, okur yazar, dünya ahvalinden haberi olan aklı başında bir vezir iken, makul olmayan hareketlere başladı..Dünya saltanatına dalıp, halkın lanetine önem vermeyip, böyle tehlikeli günlerde mal toplamaktan ve rüşvetten çekinmedi. Fukara ve zayıflar lütuf ve keremden mahrum, zenginler mallarının ellerinden alınacağından korku içindeydiler.
Bürokrasi ve tayinler: “ Bu çeşit işlerde ılımlı davranıp, eski usullere aykırı tayinlerden ve insafsızca, hak etmeyenleri öne geçirmek gibi değişiklerden çekinmek gerekir.”
İthalat ve Dış Ödemeler Dengesi:”Eski bilginlerin kitaplarında yazılıdır ki, düşman memleketinden gele ve başka devletin ikliminden hasıl olan ihtişama ait mallara ve eşyaya düşkün olmak padişahlar için uygun değildir, k, onların rağbeti ile bu mallar revaç bulup, memleketin parası ve malları, dışardan alınan bu mallar sebebiyle başka memleketlere gitmeye…Alınan gümrükler bu memlekete faydalıdır, diyenlere cevap veririz ki…Frenç taifesi çuha ve kumaş getirip, İslam şehirlerinden yapağı, tiftik, mazı ve diğer satılması yasak olanlardan gayrı şeyleri alıp, bütün dağlar o mallarla dolu olur. Amma Moskof diyarından gelen samur ve diğer kıymetli kürklere verilen parayı, ol melunlar İslam memleketlerinin mallarına bu kadar hazine mallar gider. Hintliler, Osmanlı memleketlerinden bir şey almazlar ve lazımları dahi değildir. Bunlardan gümrük alınmak suretiyle elde edilecek kar, manevi zararına değmez.”
Devlet büyüklerinin lüks araçları ve israf:” Kırk bin riyal masraf tahmini ile Padişah-ı Alem-Penah Hazretleri’ne bir mücevher kayık yapmaya Sadrazam Hazretleri bizzat kendilerini ehemmiyet verip, dıştan ve içten nimetin yok olmasına sebep olan işlerle uğraşmakta aşırıya kaçıldı.”
Büyük Namia’nın çeşitli sayfalarından yaptığım alıntılar böyle. Örnekler daha da çoğaltılabilir. Sanki aradan üç yüzü aşkın yıl geçmemiş, sanki Osmanlı İmparatorluğu yıkılmamış, sanki yeni bir cumhuriyet kurulmamış…Böyle bir tarihsel perspektif içinde düşünmenin bir tek yararı var:Sorunlarımızın yapısal olduğunu, derdin derinde olduğunu kavrayabilmek…Ancak o zaman, Tansu şunu dedi, Mesut bunu dedi, Baba rest çekti dedikodularının ötesine geçilebilir ve bize neler olduğunu, bu muhteşem memlekette neden boynu bükük kaldığımızı anlayabiliriz. Görmüyor musunuz? Osmanlı tarihçileri bile, Yüzyıllar ötesinden, torunlarının gözünü açmaya çalışıyorlar.
