BÜTÜN kesimlerin kendi içinde kıskançlık krizleri geçirdiğini söyledikten sonra aydınlar üzerinde neden bu kadar çok durduğum aklınıza takılabilir.
Bunun nedeni, benim kişisel olarak bu adamların dedikodularından çok çekmiş olmam değildir.
Bu fenomen, keşke kişisel bir dert olarak kalsaydı da bu köşeye taşınmasaydı.
Entel kesim, göründüğünden daha büyük bir günah işleyerek, Türkiye'deki politikanın kalitesizleşmesine katkıda bulunuyor.
Türkiye'nin nitelikli kadroları içinde politikaya girmek isteyen insanlar, bunların şerrinden çekiniyor.
Çünkü bazıları gazetelere de sızan bu adamlar, onca niteliksiz, cahil kişinin, uğursuzun, hırsızın, iki laf edemeyen taşeronun politikaya girmesine ses çıkarmazlar ama kendilerine benzeyen, kitap okuyan biri, politikaya soyunmaya görsün; arı sokmuş gibi saldırır, daha adamcağız ya da kadıncağız derdini anlatamadan boğmaya çalışırlar.
Çünkü onlara göre kendileriyle bazı ortak yönleri bulunan bir insanın politikaya girmesinin bir tek nedeni olabilir: Yükselmek ve hükmetmek arzusu! O kim oluyor da liderlik taslıyordur? Onun farkı nedir ki politik karar mekanizmasında etkili olacaktır?
Böylece, zaten kuşkulu olan yüzlerce kişiyi caydırıp "Aman politikaya bulaşılmaz! Adamı rezil ederler!" demesine yol açarlar.
ASLINDA acınması gereken zavallı insanlardır bunlar.
Yaşamı sadece daracık ve yarı karanlık bir pencereden seyrederler.
Koskoca yaşam onlar için iki üç dedikodu kırıntısından, rakibe öfke duymaktan ve bu öfkeyi yandaşlarıyla birkaç küfür, birkaç alay savurarak yatıştırmaktan ibarettir.
Negatif enerjiyle yüklüdürler.
Sanki beyinsel gıdalarını, kavga, gürültü, adam karalama ve dedikodudan alırlar.
Sonra da pek bir işe yaramadan ölüp gidiverirler. İki gün sonra hatırayanı kalmaz.
Oysa bu hastalıkla malûl olmasalar ve yaşamlarını doğaya, insana, hayvana, bitkiye sevgi temeline oturtulabilselerdi, kim bilir nasıl çiçek açacaklar ne güzel şeyler yaratacaklardı.
KISKANÇLIK, Türkiye'nin gündelik yaşamına damgasını vuruyor.
İnanın bana, eğer bu kadar kıskanç bir toplum olmasaydık her işimiz daha iyi yürüyecekti.
Bana inanmıyorsanız çevrenize bakın: Çalıştığınız işyerinden hükümete kadar her çevreyi gözden geçirin.
Yaşadığınız olayları hatırlayın.
Eminim ki geniş aile çevresinde, işyerinde, okulda başınızdan geçmiş birçok olay sayacaksınız.
HÜKÜMET
Bugün içinde bulunduğumuz hükümet krizleri de Bülent, Deniz, Mesut beylerle, Tansu Hanım'ın kıskançlığı sonucu değil mi zaten?
Hangi uygar ülkede, % 79 oy alan insanların birbirleriyle kavga etmeleri ve anlaşamamaları yüzünden rejim krize girer?
Dünyayı şaşırtan bu durum, sadece kıskançlık fenomeni ile açıklanabilir.
Dikkat ediyorsanız parti liderlerinin hiçbiri Refah'tan ve Necmettin Erbakan'dan nefret etmiyor: Çünkü o kendilerine benzeyen, aynı türden bir parti ya da bir insan değil.
Bu yüzden onun başarısını kabul ediyor, hatta aynı ideolojiyi paylaştığı yandaşına karşı bir koz olarak kullanıyor.
Bana kalırsa Türkiye'deki kökten dinciliği tartışırken, biraz da kökten kıskançlığı konuşsak iyi olacak.
Çünkü ne yazık ki Türkiye bu konuda yaralı!
Not: Türkiye'de onu bunu karalamaktan medet ummayan, mesleği ve sanatı ile uğraşan sorumlu, saygıdeğer aydınlar, askerler, politikacılar, sporcular, sanatçılar da yaşıyor. Bu kişilerin yazı kapsamına girmediğini belirtir, hepsini saygıyla selamlarım.

