Her hastalık bir takım belirtilerle ortaya çıkar: Hastanın ateşinin yükselmesi, başının ağrıması, öksürük gibi semptomlar ciddi hastalıkların ön habercileridirler. Eğer bu belirtileri iyi yorumlarsanız derindeki hastalığı da zamanında kavramanız ve ona göre tedavi yöntemleri geliştirmeniz mümkün olur.
Ama bu belirtileri bir sebep-sonuç zinciri olarak değil de tek tek olaylar olarak ele alırsanız hastayı öldürürsünüz.
Toplumsal olaylarda da durum böyle dir.
Bazan toplumun ateşi yükselir, bazan öksürür, kimi zaman da sancılar içinde kıvranır.
Bu belirtiler derinlerdeki hastalıkları kavrayabilmek için birer yol göstericidir.
Türk toplumundaki belirtilere bir de bu açıdan bakmak gerektiğini düşünü yorum.
Adnan Kahveci ailesinin parçalanışını görür ve hiç tınmadan gaza basıp uzaklaşır.
***
Büyük gazetelerin bütün uğraşına rağmen, çöp dağları altında ölen insanlar toplumun gündeminde gerektiği gibi yer tutmadı.
Mesela Amerika gibi bir ülkeyi derinden sarsacak ve bütün toplumun vicdanını yaralayacak olan bu korkunç gerçek Türkiye'de geçiştirildi.
"Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!" bencilliğiyle büyümüş insanlarımız, bizim yarattığımız pislik altında can veren kız çocuklarına duyarsız kaldılar.
İşte bu korkunç bir hastalığın belirtisi.
Demek ki sadece şehirlerimiz değil ruhlarımız da kirlenmiş.
Ancak böyle bir toplumun bireyleri
***
Toplumun bir başka göstergesi de müzik!
Dikkat ediyor musunuz: ortalıkta aşk şarkısı kalmadı.
Bütün şarkılar birbirine "hava atan" sevgilisinin gözünün kör olmasını dileyen, onu faka bastıran, oh be yırttım diye sevinen kaba ve çirkin "hırtlık" larla dolu.
Bunları söyleyenler de "sevgiliyle o mesut geceyi ve çamların altında aldığı buseyi hatırlayan, saçları lüle lüle olan yarine övgüler düzen, birbirlerine bir bahar akşamı rastlayan" hassas insanların torunları.
Nasıl böyle kabalaştılar, neden bu kadar acımasız ve katı oldular anlamak mümkün değil.
***
Toplumun gündemine ne yolsuzluk giriyor, ne trafik kazaları, ne çöpler altında ölen insanlar.
Varsa yoksa televizyon kumarı, hep birlikte göbek atılan düzeysiz eğlence programları ve sonu gelmez Cindoruk-Demirel - Yılmaz muhabbetleri.
Oysa bir toplum bu duruma geldikten sonra Demirel ya da bir başkasının cumhurbaşkanı olması neyi değiştirir?
Yeni cumhurbaşkanının kim olacağını tartışmak, bir dahaki büyük felakette kimin "fevkalade üzüntü duyduğunu" açıklayacağını tahmin etmek anlamına gelir.
Bunun da gelecekteki kurbanlara hiç bir faydası yok!
