Dün gazetemizin 7. kuruluş yıldönümüydü.
Batı gazetelerini kıskandıracak ölçü ve zevkteki SABAH binasında, senfonik bir orkestranın eşlik ettiği törene yüzlerce davetli katıldı.
Yıldönümü dolayısıyla gazetemizi ziyaret eden Başbakan Süleyman Demirel'le yaptığımız ilginç sohbetin ayrıntılarını 1. sayfamızda okuyorsunuz.
Demirel'in sözleri içinde bana göre dikkat çeken noktalar vardı:
Bunlardan birisi, belki de en önemlisi Türkiye'nin sorunlarının ağırlaşmış olduğu teşhisiydi.
Demirel, "Ben 1950'den beri Türkiye'de kıpırdayan her yaprağı takip ederim, bilirim." diyordu. "Rahmetli Menderes zamanında, Başbakanı sıkan ve üzen 50 sorun varsa şimdi hergün en az 50 sorun başgösteriyor. Türkiye on yıl önceki Türkiye değil, Hatta beş ay önceki Türkiye değil!"
Başbakanı dinlerken aklıma takıldı. Acaba Demirel beş ay önce Türkiye'nin sorunlarının bu kadar büyüdüğünün farkında mıydı?
Onbir yıl önce bıraktığı devleti ve ülkeyi mi bulacaktı iktidara geldiğinde?
Seçim kampanyası sırasında, Türkiye'nin sorunlarını ve çözümlerini bildiğini söylerken, başka boyutta bir ülkeyi mi kastediyordu?
Başbakan olduktan sonra önünde açılan uçurumun büyüklüğü, onu dehşete mi düşürmüştü?
Belki de bu yüzden, Başbakan olarak yaptığı konuşmalarda, sorunları tek başına çözemeyeceklerini, her sorunu, Türkiye'nin meselesi olarak görmek gerektiğini tekrarlıyordu.
Demirel'in sözlerindeki bir başka ilginç nokta da Türkiye'nin dünyada kazandığı önemli ilgiliydi.
"Gelip giden önemli yabancılardan nefes alamıyoruz." diyordu. Mitterrand, Douglas Hurd, Çin heyeti, Alman Başbakan Yardımcısı, Rus yetkilileri gibi konukların biri gidip biri geliyordu.
Bu gözlem de birinciye bağlanıyor ve Türkiye'nin artan önemiyle birlikte, ağırlaşan sorunlarını vurguluyor.
Hepimiz biliyoruz ki; tarihteki büyük imparatorlukların hepsi çağımızda da etkili olan modern devletlere dönüştüler.
Britanya İmparatorluğu İngiltere'yi, Fransız İmparatorluğu Fransa Cumhuriyeti'ni, Roma imparatorluğu İtalya'yı, Germen egemenliği Almanya'yı, Rus ve Çin imparatorlukları da Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti'ni doğurdu.
Bu kuralın tek bir istisnası vardı: Türkiye...
Bir cihan imparatorluğu olan Osmanlı, geride azgelişmiş ülkeler safında anılan Türkiye Cumhuriyeti'ni bırakmıştı.
Ve genç Türkiye Cumhuriyeti de redd-i miras ederek, tarihini kendisiyle başlatmak iddiasındaydı.
Oysa bu genç ülke, imparatorluk döneminden taşıdığı sorunların altında ezilmeye başlamıştı; Kürt, Ermeni, Rum, Ortadoğu, Bosna-Hersek gibi sorunların hiç biri yeni değildi.
Dünyada her başı derde düşen Türk ve Müslüman topluluk dersaadetten yardım bekliyordu. Ama dersaadet yoktu ki artık.
Şimdi Türkiye böyle bir dönemece geldi. Dünyada yeniden büyük rol oynayacak bir ülke olma şansı elinde.
Bakalım Demirel bu şansı nasıl kullanacak?
