Jimnastik salonları artık kadın ve erkek hamamları gibi bölünmeye başlamış. Daha doğrusu aynı salon bazı günler kadınlara açık, bazı günler erkeklere. Halka hizmet veren yüzme havuzlarında da aynı uygulama başlamış. Kadınlar için bazı günler belirleniyor ve erkeklerle bir arada havuza girmemeleri için elden gelen her şey yapılıyor. Neredeyse lokantalar bile aile salonu ve bekarlar diye ikiye ayrılacak. Bütün bunlar nerede oluyor biliyor musunuz?Kuzey Fransa’da, Müslümanların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde. Fransa Cumhuriyeti, okullardaki türban ısrarından sonra bu konuyu da tartışmaya başladı. Rejimini, yeni İslami atağa karşı korumaya çalışıyor. Herkesin çok iyi bildiği gibi yeni İslami atak; kadınlar üzerinden yapılıyor. Kadınların giysileri bir kod olarak kullanılıyor. Bu iş sadece Türkiye’ye özgü değil; dünyanın her yerinde bu çıkış var. Bu yüzden biz de türban meselesini Türkiye’ye özgü bir vaka olarak görmeyip, küresel boyutunu kavramaya gayret etmeliyiz. Dünyanın birçok ülkesinde ani ve eşzamanlı bir türban mücadelesi başlatılıyorsa, bunun bir anlamı vardır elbette. Bireysel giyinme özgürlüğünü elbette desteklerim ama gelişmeler galiba biraz bunu aşıyor. A.B.D. yüksek mahkemesi bu konuda kararlar alıyor ve dini simgelerin kamu görevi yaparken kullanılamayacağına hükmediyor. Fransa mahkemeleri de böyle. Şimdi Fransa Cumhuriyeti’nin bu konuda bir yasa çıkarıp, okullarda türbanı kökünden yasaklaması bekleniyor. Almanya’da eyaletler bu konuyu tartışıyorlar. Birçok eyalet yasaklıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu konuyla meşgul. Bu mahkeme birçok kez, kamu alanında türban takılamayacağına dair karar verdi ama açılmış yüzlerce dava daha var. Ve bunlardan özellikle bir tanesi çok kritik. Bursa Uludağ Üniveristesi’nde tıp okuyan bir türbanlı kardeşimizin, sırf türbanından dolayı üniversiteyi bitirmesinin önünde engeller çıkmış. O da gidip Viyana Üniversitesi’nde tahsilini tamamlamış. Daha sonra da haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle AİHM’de dava açmış. Bu davayı çok tanınmış ve pahalı İngiliz hukuk büroları takip ediyor. Türk hükümeti de bu davayla çok ilgili, çünkü öğrencinin lehinde bir karar çıkması durumunda türban bir Avrupa hakkı olacak. Bu yüzden bu örnek dava hükümetin gündeminde epey önemli bir yer işgal ediyor. Sonuç olarak türban bir koçbaşı gibi Batı uygarlığının kale kapılarını zorluyor. Özellikle Amerika ve Almanya’dan yayılan eğilim ise şöyle: “Türkler zaten Müslüman. O yüzden İslami kurallara göre yasamaları ve giyinmeleri gerekir. Kemalizm yoluyla Batı medeniyeti ile bütünleşmek, halka zorla dayatılan yanlış bir projeydi. İzlerinin silinmesi gerekiyor.” Almanya’nın bu işteki büyük stratejisi ise Türkiye’yi kendi iç dinamikleriyle Avrupa Birliği’nden uzak tutmak ve sonunda “Bakın size karışmıyoruz, dininizi istediğiniz gibi yaşayın ama bize benzemiyorsunuz, bu birlikte yeriniz yok” demek. Kısacası içerisi ve dışarısı el ele vermiş Türkiye’nin Batılılaşma projesini sonlandırmaya çalışıyor.
