– AŞKBir film perdeden kolunu uzatıp, koltukta oturan izleyicinin midesine okkalı bir yumruk atabilir mi? Onu nefessiz bırakabilir mi?Demek ki olabiliyormuş.Michael Haneke’nin son filmi “Aşk”ı seyrederken bu yumruğu yiyenlerdenim ben de.Hem de Haneke tarzı filmleri sevmememe, özel bir “sanat yapma” gayretinin filmlerin içtenliğini bozduğuna inanmama rağmen.Ortalığı saran efektlerle, klişelerle dolu abur-cubur popüler filmlere gösterilen tepkiyi ve hayatı daha sanatkârane biçimde anlatma çabalarını saygıyla karşılıyorum elbette. Ne var ki; bu iş büyük bir beceri, büyük bir ustalık gerektiriyor. Yoksa birçok “festival filmi”nde rastladığımız gibi, beş dakika boyunca sabit kamerayla gösterilen kapılar, diyalogsuz film yapma gayreti, hımhım bir sesle “Merhaba” diyene dört dakika sonra “İyiyim” cevabını verebilen tipler, müzik kullanmama klişesi gibi bir sürü acemilik “sanat sineması” falan değil düpedüz beceriksizilik.Haneke, “Aşk” filminde bu çelişkiyi aşmış. Yine durağan bir film, yine dar bir mekân, yine az kişi ama anlatılan hikâyenin ve anlatma biçiminin öyle bir yoğunluğu var ki, adamakıllı hırpalanıyorsunuz. Bu filmi izleyip de etkilenmeyecek insan düşünemiyorum.Büyük ustalık.Haneke’ye şapka çıkarmak lazım.- Pİ’NİN YAŞAMI on yıl kadar oluyor herhalde: Yann Martel’in romanını okuduğum zaman çok beğenmiştim. Ama bunun bir gün filme aktarılacağını söyleseler inanmazdım doğrusu. O kadar zor bir işti ki bu, kimse altından kalkamazdı.Ama eloğlu yaman: Ang Lee adlı önemli yönetmen, adeta mucizevi bir başarıyla okyanusun ortasındaki kurtarma sandalında kalan bir Bengal kaplanıyla, bir delikanlıyı bize fantastik sinema ögeleriyle anlatmış.Filmin sonundaki yorum, anlatıya daha da değer katıyor.- ANNA KARENİNA defalarca okuduğumuz, kaç kez filmini izlediğimiz bir konuyu tekrar çekmek cesaret işi. Bu yüzden filmi, hiçbir ön bilgim olmadan izledim. Ama bu bildik hikâyeyi, Rus tiyatrosu ve balesiyle bütünleştirebilen, o estetikle anlatan zekâya hayran kaldım.Filmi izlerken kimdir bu zekâ diye epeyce düşündüm. Derken film bitti, ışıklar yandı ama ben oturup son jeneriği izledim ve senaryoyu “Tom Stoppard”ın yazdığını görünce “Şimdi oldu” dedim. “Hayatta mucize yok ve bu tip başarılar rastlantıyla yakalanmıyor. Bravo!”
İşte üç güzel film.İkincisi ve üçüncüsü süper yapımlar. Pahalı, sinema teknolojisinin sınırlarını zorlayan dev filmler. Ama yine de bir apartman dairesindeki yaşlı çiftin hikâyesini anlatan “Aşk” kadar sarsmıyorlar sizi.Demek ki sanatın özü hâlâ insan.
