Zaten bildiğimiz bazı hastalıklarımız yabancıların analizleriyle gün ışığına çıkıyor: Uluslararası Eğitim Başarılarını Belirleme Kuruluşu, 35 ülkede anket yapmış; ilkokul dördüncü sınıf öğrencilerinin okuma alışkanlıklarını araştırmış. En başta yer alan ülkeler İsveç, İngiltere, Hollanda, ABD, Bulgaristan. Türkiye ise 35 ülke arasında 28’inci. Kuruluş, Türkiye’deki durumu “Önlem alınması kaçınılmaz görünüyor!” diye özetlemiş. Bence böyle bir araştırma gazetelerimizde manşet olmalıydı. Üzerine tartışma programları yapılmalıydı. Bu durum insani gelişmişlik bakımından 92. sırada olmamızla birleştirilip bir sonuca varmak için çaba gösterilmeliydi. Ama ne yazık ki böyle bir araştırmanın ortaya çıkardığı vahim sonucu önemsemiyoruz bile. Çocuklarımızın birer cahil olarak hayata atılmaları bizi üzmüyor. Kitap düşmanı kuşaklar yaratılmış olması sinirimizi bozmuyor. Çünkü kitaplar yoluyla edinilen bilgi, bu ülkede yükselmenin ön koşulu olarak kabul edilmiyor. Tam tersine, kitap okumanın insanın kafasını bozduğu ve onu başarısız kıldığı inancı var. (Selahattin Duman’ın kulakları çınlasın! Sık sık “Kitap okumak delikanlıyı bozar!” diye lümpenlerle alay eder.) Türkiye, kültürel gelişme ile ekonomik gelişme arasındaki bağı bir türlü algılayamadı. Cumhuriyet döneminde ulusal ve uluslararası kültüre solcular sahip çıkınca, kültürü komünizmin olmazsa olmaz parçalarından biri olarak algıladı ve bütün gücüyle bunu engellemeye uğraştı. Türkiye’de yargılanan, hapse giren, mahkûm olan yazar-çizer kültür adamı sayısı, bu alanda bir dünya rekoru oluşturur. Hemen hemen eli kalem tutan herkes hapse girmiştir. Ama bu ülkenin belini kıran ve yüz milyar dolarları aşan yolsuzluklar yüzünden mahkûm olan siyasetçi yok gibidir. İşte bu basit karşılaştırma bile Türkiye’deki feci durumu gözler önüne sermeye yetiyor. Ülkeyi soymak serbest, kültürle uğraşmak yasak! Bu sakat anlayışın Türkiye’yi getirdiği nokta ortada: Bu kafayla Türkiye, bol bol maçta adam bıçaklayan “memleket evladı” elde eder; kitap okuyan “kuşkulu” tiplerin sayısı ise giderek azalır. Kendi aydınına düşman bir ülkenin sloganı da ancak şöyle olabilir: Yaşasın hırsızlık, yaşasın şiddet, yaşasın barbarlık, yaşasın din istismarı; kahrolsun kitap!

Not: TESEV’den bir açıklama geldi. ‘Laik ahlâk’ yorumunun kendilerine ait olmadığını belirtiyorlar. Zaten ben de öyle olduğunu tahmin etmiş ve bunu yazımda belirtmiştim. Bu değerli kuruluş, böyle hatalar yapmaz.