Bu yazıda, uzak bir ülkeden sö- zedeceğim size.
Bir Asya ülkesi.
Bir yandan ekonomik kriz içinde çırpınıyor, bir yandan da gittikçe yok- sullasan, issiz kalan halk kitlelerinin tepkisinden çekiniyor.
Toplum kamplara bölünmüş; ki- mileri devleti atalarının dinine göre yönetmek istiyor, kimileri ırk esasına göre.
Bu arada kuraklık gelip ka- pıyla dayanmış.
Bu ülkenin bulunduğu iklim kuşağı en az otuz kırk yıl sürecek bir kuraklıkla karşı karşıya.
Bazı bölgeler, uluslararası kurumlar tarafından "afet bölgesi" ilan edilmiş du- rumda.
Ülkenin en büyük kentin- de ise yüz binlerce kişinin öleceği bir depreme kesin gözüyle bakılıyor.
★★★
Ama gelin görün ki o uzak ülkenin basını, ay- dınları ve siyasi çevreleri, yu- karıda saydığımız temel so- runlarla uğraşmıyor.
Her gün yayınlanan binlerce satır yazı; Umbrika adlı liderin ne du- rumda olduğunu, Zumbrika adlı si- yasetçinin neler söylediğini, Zum- brika'nın siyasi geleceğinin leceğinin nasıl bi- çimleneceğini aktarıyor.
Televizyonlar, ülkenin deniz kıyısı kentlerinde birbirinin üstüne krema sürerek yalayan çıplakların görüntü- leriyle dolu.
Bir avuç zengin ise "En iyi İtal- yan sosu nerede hazırlanıyor, en iyi fusion yemeğini hangi lokan- ta yapıyor?" sorularına takılmış.
Küçük bir azınlık olan elit aydın- lar, Wittgenstein'dan, Walter Benjamin'den başlarını kaldırıp çevrelerine bakmıyorlar bile.
Ve bu uzak ülke, kelimenin tam anlamıyla yuvarlanıp gidiyor.
★★★
Şimdi kimilerinizin "Bizi kandır- maya kalkma. Biz bunun hangi ülke olduğunu biliriz!" de- diğini duyar gibiyim.
Haklısınız!
Ama gündelik alışkanlıklar, çevre- mizde ağır ağır yükselen ılık bir su gibi öylesine sarıp sarmalıyor ki bizi; arada bir böyle yabancılaştırmalara ihtiyaç duyulması doğal karşılanmalı.
★★★
Sorarım size; bir siyasetçinin sekiz yıl önceki kaset konuşmaları mı daha önemli yoksa Türkiye'nin apa- çık bir kuraklık felâketine doğru sü- rüklenmesi mi?
Göller, çeşmeler kuruyor, su kay- naklarımız yok oluyor.
Birleşmiş Milletler kaynakları Dic- te ve Fırat arasındaki bölgeyi "dün- yanın en büyük çevre felâketi alanı" olarak açıklıyor.
Bilim adamları herkesi İstanbul depremine karşı uyarıyor.
Ama bütün bunlar bizi sarsmaya yetmiyor.
Bu felâket beklentileri basınımız- da, kaset haberlerinin yüzde biri ka- dar yer kaplamıyor.
Bir türkücünün, mankenin, dan- sözün aşkının yanında devede kulak bile kalmıyor.
Bu temel sorunlarda, ulusal sefer- berlik ilan etmesi gereken hükümet ise suskun.
Günü kurtarmaya çalışıyorlar.
Diyorum ki; Ankara'ya gitsek, başbakanımızın huzuruna çıksak ve ona desek ki: "Türkiye afet bölgesi oluyormuş. İstanbul'u deprem vura- cakmış. Ekonomi ise hiç de tıkırında değil! Düşündüğünüz tedbirleri bir açıklasanız!"
Ne cevap verir acaba?
★★★
Neyse; böy böyle parantez içi yazıları okuduğunuz için teşekkürler. Şimdi yine Umrika, Zumbrika tef- rikalarına dönebilirsiniz.
