Yılların eskimeyen dostu Ali Kırca hem okumuş hem de yazmış; bir albüm kitap çıkarmış. Dün, güzel türküler okuduğu CD’yi koydum, kitabı da elime aldım; dalıp gittim eski yıllara. (Vakitsiz Şarkılar- Yakın Plan Yayınları) Önce, ortak arkadaşımız Ayhan’ı andığı bölümleri okudum. Ayhan’ı Stockholm’e gittiğim ilk günlerde, heykelcimiz İlhan Koman’ın, bir siyasi mülteci yuvası hâline gelen “Hulda” gemisinde tanımıştım. Stockholm’ün meydanlarında heykelleri bulunan (bizde de Akdeniz heykeliyle tanınan) ak saçlı, ak sakallı İlhan Koman, İsveçli eşi Kerstin ve dört çocuğuyla Hulda gemisinde yaşıyordu.Önceleri bir bina sandığım adrese baka baka Drottningholm bölgesinde Kraliçe sarayının yakınlarındaki bir buruna vardığımda önüme eski, görkemli bir gemi çıkmıştı. Güzel bir yaz sabahıydı. İlhan Bey ak saçı ak sakalı karmakarışık, “Hoşgeldin evliya!” diye karşılamıştı beni. (Herkese evliya derdi) Sonra eşiyle çocuklarıyla ve kimi gemiyi temizleyen, kimi kahvaltı hazırlayan, imece usulü çalışan genç Türklerle tanıştırmıştı. Çoğu, Türkiye’de başı derde girmiş deniz subaylarıydı. İçlerinden birinin adı Ayhan’dı. Bir iki gün ben de teknede kaldım; hamaklarda falan yatıyorduk. Sonra oraya çok yakın bir tepenin üstünde Cilla diye bir kızın evine geçtik. Ayhan’la geceler boyu konuşuyorduk. Kanım kaynamıştı bu genç insana. O zaman Ali Kırca’yı ve Ayhan’ın onun en yakın arkadaşlarından birisi olduğunu bilmiyordum. Sonra Ayhan İsveç gemilerinde çalışmaya başladı; aradan bir süre geçti, Ayhan’ın Kuzey Denizi’ndeki bir sefer sırasında denize düştüğü, intihar ettiği haberi geldi. Kahrolduk.Ali Kırca kitabında, yıllar sonra Ayhan’ın yazdığı bir notu bulduğunu anlatıyor. “Burada bir işler dönüyor, başıma bir şey gelirse sorumlu mürettebattır” diye yazmış. Belli ki bir cinayet ama Kuzey Denizi’nin buzlu sularında kaybolup gitmiş bir cinayet.
Ali’nin kitabında sözünü ettiği herkes arkadaş, tanıdık; Türkiye gemisinin tutulduğu fırtınalarda şu ya da bu biçimde acı çekmiş, bedel ödemiş insanlar. Ali de anlattığı kişiler gibi cenderelerden geçmiş, ona da bedel ödetmişler ama önemli olan yanı acılaşmaması. Hâlâ aydınlık günlerin türküsünü söylüyor, hâlâ insanları ve dünyayı seviyor, küsmüyor, nefret etmiyor; güzel günlere duyduğu inancı terk etmiyor. Bu yüzden kitabı da türküsü de yüreği gibi pırıl pırıl. Uzun yaşa Ali, sağlıklı yaşa ki her akşam ekrandan o pozitif, insancıl tonun Türkiye’nin gerginliklerini yumuşatmaya yardımcı olsun.
**MACİDE TANIR Büyük tiyatro ve sinema oyuncularından Macide Tanır da gitti. Macide hanımla, onun da benim de ilk filmim olan Yer Demir Gök Bakır’da birlikte çalışmıştık. Erzincan dağlarında ağır kış koşuları altında çektiğimiz filme, Meryemce karakteriyle büyük katkıda bulunmuş, ayrıca katlanmak zorunda olduğumuz güçlükleri; dostluğu, insancıllığı ve yumuşak, olgun kişiliğiyle kolaylaştırmayı bilmişti. Bu sevgili dostu hiç unutmayacağız. Mekânı cennet olsun.
