Yurt dışına gidip uzun süre kalınca, dönüşte birçok özelliğimiz göze batıyor doğrusu. Bunlardan biri de ekrandaki seslerin yüksekliği. Türk televizyonlarında insanlar, diğer ülkelerdekine göre çok bağırıyor, çok haykırıyor. Reklamlar insanın kafasına vurur gibi avaz avaz! Sanki adam ekrandan seslenmiyor da pazarda sesini duyurabilmek için çığırtkanlık yapıyor. Ayrıca dizilerin, programların arasındaki reklam kuşaklarına geçtikleri zaman, volüm daha da yükseliyor, dayanılmaz boyutlara geliyor. Reklamların çokluğu da başka bir sorun. RTÜK kurallarını delmek için reklam kuşağının sonuna kısacık bir program tanıtımı koyuyorlar, haydi al baştan bir reklam kuşağı daha giriyor. Bu iş öyle bir hâl almış ki; artık programların arasına reklam alınmıyor; reklam aralarında program ya da dizi parçacıkları izleniyor.

Ses yüksekliği reklamlara sınırlı değil; tartışma programlarında da avaz avaz bağırılmakta. Öyle mantıksız iddialar, o kadar yüksek sesle dile getiriliyor ki; insan her seferinde “ses kontrolünün bir medeniyet ölçüsü olduğunu” bir kez daha hatırlıyor. Tartışma adabı diye bir şeyin izi yok bizim ekranlarda. Eflatun (Platon) Devlet adlı kitabında, “akılca ve ruhça zayıf olanlar”la tartışmanın yasaklanması gerektiğini savunuyor. Ben kendi adıma bu ilkeyi uyguluyorum çünkü böyleleriyle tartışmaya girmenin ilkel bir mahalle kavgasından öteye gidemeyeceğini çok iyi öğrenmiş durumdayım.

Montaigne de “azgın tartışmaların ceza görmesi”ni diler ve şöyle yazar: “Öfkenin alıp sürüklediği bu tartışmalarda insanın insana etmediği kötülük kalmaz.” Tartışanları da şöyle betimler: “Kimi konunun üstüne çıkmış, kimi altına inmiş, kimi de kenarında kalmıştır. Kimi bir sözcüğe, bir benzerliğe takılır; kimi, söylenene kulak bile vermeden bir şeyi tutturur ve yalnız kendi söylediklerini dinler. Kimi vardır, sıkıştığını görünce karşısındakini susturup kaçırmak için düpedüz sövüp saymaya başlar.” Dört yüz küsur yıl önce yazılmış olan bu satırlar nasıl da bizim televizyon tartışmalarını anlatıyor değil mi?

Öfkeyle tartışılmaz, çünkü öfkelenen insanda akıl devreden çıkar, herkes rakibini köşelere, olmadığı noktalara itmeye çalışır. Bu yüzden de ortak, makul bir nokta arayacaklarına, daha da çok ayrışırlar. Bunun da kimseye yararı olmaz elbette. İtiraf edeyim ki bazen; şu televizyon tartışmaları bir ay sessizliğe gömülse, bu memleket daha mı çok huzura kavuşur diye düşünmüyor değilim.