İlginç bir saplantı bu! Nedense hep az gelişmiş ve kavga içindeki ülkelerde rastlanıyor. Çoğunlukla Afrika'da, Latin Amerika'da, Ortadoğu'da, Afganistan'da, Pakistan'da, Hindistan'da, Bangladeş'te rastlanıyor. Ne yazık ki Türkiye'de de eksik değil! Demokratik ülkelerde herkes kendi işi ve gücüyle uğraşıp giderken, bizim gibi ülkelerde bazı yurttaşlar kendilerinin "vatan kurtarma" misyonuyla doğmuş olduğuna inanıyorlar. Onlara göre Türkiye'deki 65 milyon insan kurtarılmaya muhtaç. Bu insanlar (yani bizler) iyi düşünemiyor, çıkarımızı bilemiyor ve hep yanlış yapıyoruz. Bu yüzden demokratik idare bize yaramıyor. Bir çocuk gibi idare edilmemiz, bir sürü gibi güdülmemiz gerekiyor. Bu işi yapacak olan insanlar da belli. Bir devlet görevlisi, bir polis müdürü, ya da bir asker, büyük fedakarlıklarda bulunarak bizim adımıza düşünüyor, bazı gizli operasyonlara girişiyor ve kendi kendini idare etmekten aciz bizim gibi zavallı mahlukatı kurtarıveriyor. Onlara ne kadar teşekkür etsek azdır!

***

Bu saplantıya kapılan insanlar ellerindeki sonsuz yetkiyi kullanırken bir an bile kuşku duymuyorlar. Çünkü her şeyi bilmektedirler. Toplum yönetiminde bilim adamlarına, düşünürlere, siyaset bilimcilerine, tarihçilere, sosyologlara, ekonomistlere ne gerek var? Hem bu kesimler arasında da epey vatan haini çıkabilir. En iyisi hiç kimseyi karıştırmadan vatanı tek başına kurtarıvermek! Gece aklına geleni gündüz uygulayıvermek! Kendini, yasaların, kuralların ve sivil otoritenin üzerinde görmek! Nasıl olsa hesap soran da yok! O zaman vatanı kurtarmak için istediğin senaryoyu uygula. Adam öldür, adam kaçır, suçu başkalarının üzerine yık, her türlü işe bulaş! Hiç zararı yok! Bütün bu işlere vatan için katlanılmıyor mu? Yanlış bile yapsan, ülkeyi geri dönülmez belalara da sürüklesen, kim çıkıp da "Ey efendi, sen kim oluyorsun da koskoca memleket hakkında tek başına karar verip, gizli saklı oyunlara girişiyorsun?" diye soracak?

***

Birileri, bu ülkeyi herkesten, hatta kendi yurttaşlarından korumak istiyor. Halka babalık yapmak kararında olduğunu bildiriyor. Ve koskoca ülke de bunları seyrediyor. Hem de yıllardır.

***

Sadi Koçaş, 12 Mart kabinesinde başbakan yardımcısı olarak görev yapıyordu ve MİT ona bağlıydı. Daha sonra yayınladığı kitaplarda, bu kuruluşun kendisine bilgi vermediğini, birçok suça karıştığını, hatta İsrail Başkonsolosu Elrom'un kaçırılıp öldürülmesinde karmakarışık hesaplar bulunduğunu, elindeki bilgileri açıklayamayacağını ama isteyen devlet kuruluşuna vereceğini yazdı. Bu kitaplar yayınlandıktan sonra ne oldu dersiniz? Türkiye birbirine mi girdi? Basın bu iddiaların üzerine mi gitti? Hayır! Hepsinin üzerine bir bardak soğuk su içildi ve Sadi Koçaş arabasını park yerine çektikten sonra üstüne çıkan bir kamyonla felç olup, yaşamını sessiz sedasız köşesinde sürdürdü. Bu yüzden, son haftalardaki afur tafura bakmayın. Burası Türkiye! Hiçbir şey ortaya çıkmaz ve şeffaflık, çölde görülen bir serap gibi ancak uzaktan seyredilir. Çünkü memleketin yüksek menfaatleri söz konusu! Bu yüzden daha bizi, "Asiye!" gibi çok kurtarırlar.