Zaman izafidir. Bazen çabuk geçer, bazen yavaş. Durup dururken hayatın hızlandığını sezeriz. Kimi zaman da sanki Magritte tablolarındaki gökyüzü kayası gibi donup kalır zaman. Nâzım zamanın göreceliğini, felsefe tadında bir şiirle ne kadar güzel anlatmıştı: “Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya. Ona sorarsanız: ‘Lafı bile edilmez, mikroskopik bir zaman…’ Bana sorarsanız: ‘On senesi ömrümün…’ Bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene Bir haftada yaza yaza tükeniverdi Ona sorarsanız: ‘Bütün bi hayat…’ Bana sorarsanız: ‘Adam sen de birhafta…’

Bizim Vatan Gazetesi de on yılı devirivermiş bugün. Bir gazete için çok küçük bir zaman dilimi. Ama bana ve arkadaşlarıma soran olursa; ömrümüzün on yılı, koskoca on yıl. Kuruluş heyecanıyla, dostlukla, bazen neşeyle, bazen hüzünle geçmiş on yıl. İlk gazeteyi elimize aldığımız o akşamüstü saatini hatırlıyorum: Fırından yeni çıkmış taze bir ekmek gibi sıcacıktı henüz. Bugün de aynı heyecanı hissetmek istiyor insan.

Türkiye fırtınalı bir denize, gazeteler ise sık sık fırtınaya yakalanan gemilere benziyor. Ne yaparsanız yapın fırtınaya dalmaktan, sarsılmaktan, su almaktan kurtulamıyorsunuz. Amiral gemileri bile kaçamıyor bu kaderden. VATAN da zaman zaman sallandı, su aldı, gövdesinde delikler belirdi, direkleri yan yattı ama canını dişine takarak delikleri tıkayan, suları boşaltan özverili mürettebat sayesinde batmadan onuncu yılını kutladı. Keşke ilk baştaki arkadaşlarımızın hepsi burada olsaydı. Gazeteyi tasarlayan, kuran, büyüten kaptanlarla yollar ayrılmasaydı. Ama fırtına bu! Ne yapacağı hiç belli olmaz. Yine buluşulur.

On yıl önce manşetlerde ölüm kol geziyordu. Bugün daha beter! On yıl önce küçük kızlar tecavüze uğruyor, kadınlar öldürülüyordu. Bugün daha çok tecavüz, daha çok vahşet var ortalıkta. On yıl önce gerilim siyasetlerini kaygıyla izliyorduk. Bugün de öyle. İki bin asker yardımıyla kendi dağımıza bayrak dikmekle övünsek de, “dert+dert+dert” manasızlıklarıyla dertlensek de, gönüllü olarak bir savaş cehennemine yürüdüğümüzü hissetsek de yarına umutla, inançla, “Bu da geçer ya hû!” diyerek bakmak durumundayız. Yeter ki Vatan sağolsun!