BİR insan hem laik hem şeriatçı, hem Amerikancı hem komünist, hem liberal hem devletçi olabilir mi?
Elbette olamaz!
Çünkü bu kavramların hepsi birbirine terstir.

Ama gelin görün ki Türkiye'de aklını peynir ekmekle yemiş çılgın çevreler, onu bunu suçlamak uğruna bütün kavramları birbirine karıştırırlar.
Dünya terminolojisinde yan yana gelmeyecek kavramlar, iç içe geçirilir.
İnsanlar insafsızca suçlanır.
Ve kimse bundan vicdan azabı duymaz.
Çünkü artık "vicdan" ve "vicdan azabı" kavramı kaybolmuştur.

BİR ülkede her şey politik hesap olarak görülemez.
Televizyon ve gazete haberlerinin, Susurluk Raporu'nun arkasında korkunç insan dramları yatmakta.
Parçalanmış aileler, ayrılan sevdalılar, aslan gibi oğlunu, kızını yitiren analar...
Ama biz giderek bunları unutan bir ülke olduk.
Polis romanı okur gibi izliyoruz olayları.
Barbar bir kör dövüşünde, ölümleri sadece istatistik sayılar olarak algılıyoruz.
Çünkü vicdanlar sustu.
Vicdanın olmadığı yerde, "vicdan azabı" duyulur mu?

MECLİS'teki Susurluk Komisyonu, ülkede 16 bin faili meçhul cinayet işlendiğini söylüyor.
Bu insanları öldürenler, ailelerini söndürüp, çocuklarını yetim bırakanlar hiç mi üzüntü duymaz?
O çocukları babasız büyümek zorunda bırakan ve ömürlerini zulümle damgalayanların hiç mi yürekleri sızlamaz?
Sızlamaz!
Çünkü artık bu ülkede "vicdan azabı" kavramı yoktur!

MANİSA'daki çocukları ağır hapis cezalarına çarptıranların yürekleri taş mı?
Hapishane arabasına sarılıp hıçkıran anaları gördüklerinde hiç mi üzüntü duymazlar?
Evet! Yürekleri taş!
Çünkü "vicdan azabı" denilen kavramı unuttular artık.

Not: Yurtdışında bulunduğum için, Çağdaş Gazeteciler Derneği İstanbul Şubesi'nin faksını dönüşümde görebildim.
Vurgulanan önemli cümleye ancak bugün yer verebiliyorum:
"UĞUR MUMCU ÖLDÜRÜLELİ 1830 GÜN OLDU; KATİLLERİ HALA YAKALANAMADI!"
(Cümleyi yazarken önce kelimeyi yakalanmadı diye algıladım. Meğer bir a harfi fazlasıyla yakalanamadı olacakmış. Bu a harfine gerek var mı bilemiyorum.)