Dünyada yaşayan altı milyarı aşkın insanın hücreleri aynı ama sosyal duruma geldi mi değişiyor iş. Havaalanlarında uçağa kimi normal yolcu kapılarından giriyor, kimi VIP’ten, kimi CIP’ten. Dünya nüfusunun büyük bölümü ise hava alanına hiç gitmiyor bile. Türkiye’de VlP’te siyasetçi ve bürokratlar, CİP’te ise çoğunlukla iş adamları bulunuyor. Çünkü VIP bir yolcuyu makam ve görev nedeniyle, CIP ise ödediği fazla para nedeniyle ağırlıyor. Aslında VIP salonlarında çay-kahve dışında bir ikram yok. CIP salonları ise alabildiğine zengin. Ama iki salon arasındaki asıl büyük fark ikram ve döşemeden değil, insan yapısından kaynaklanıyor. VIP’ten geçenler daha geleneksel. İster bakan olsun, ister başbakan, ister iktidar partisi milletvekili, ister müsteşar; herkes herkesle selamlaşıyor, saatine göre “Günaydın!” ya da “İyi akşamlar!” diyor, hal hatır soruyor. Meclis’te birbirleriyle en sert mücadelelere girişen partilerin mensupları bile böyle davranıyorlar. CIP yolcuları arasında ise selam sabah yok. Buradaki insanlar asık yüzlü, kibirli ve donuk. Kimi pahalı bir takım elbise giyiyor, kimi ateş pahası spor giysiler. Ellerindeki cep telofonlanyla “Porche’yi gönderdin mi?” “Akşam lokantada yer ayırttın mı?” gibi konuşmalar yapıp, bu arada diğer yolcuları da kötü kötü süzüyorlar. VlP’tekilerin giyimi daha özensiz. Hemen hepsi koyu renk takım elbise giyip, kravat takıyor ama belli ki giyim alanında fazla bir iddiaları yok. Buruşuk pantolon, boyasız ayakkabı ve kaymış kravat modası hakim VIP’lere. Ama insanlar, geleneksel değerlere daha saygılılar.CIP’tekiler ise belli ki daha zengin, daha eğitimli ama bir o kadar da soğuk. Başkalarından fazla para kazandıkları için “Ben kimseyi takmam arkadaş!” havasına girmişler. Son zamanlarda iyice belirgin hale gelen uzun boylu ama fazla kilolu, kalın bacaklı, büyük ayaklı iş adamları eğer saçları biraz dökülmeye yüz tutmuşsa hemen kazıtıp kendilerine başka bir hava vermeye çalışıyorlar. VIP’tekilerin ise pek böyle şeylerle uğraşacak vakti yok. Tepelerindeki seyrek saçların tel tel uçuşmasına pek aldırmıyorlar, aynen gömlek yakalarının koyu gölgesi gibi. Geçen gün beş dakikalığına CIP’e uğradım. Anlattığım tipte iki iri kıyım genç adam koltuklara kaykılmış ve ayaklarını birbirinin burnuna uzatmışlardı. İkisi de yüksek sesle, telefonla konuşuyorlardı. Birkaç koltuk beride de dünya güzeli seçilen kızımız oturmaktaydı. Kendilerinden başka bir odak tanımayan genç iş adamları, dünya güzeline bakmadılar bile. Zaten o salona değil dünya güzeli, Napolyon bile girse aldıracak halleri yoktu. Çevrelerini “O da kim oluyor?” havasıyla süzüyorlardı. Çünkü üç kuruş para kazanmışlardı. Oysa aynı dünya güzeli VIP’te olsa, siyasetçi ve bürokratların çoğu kaş altından mahcup bakışlar fırlatır ve kapıda karşılaşan birkaçı da Anadolu şivesiyle “Tebrik ederiz kızııım. Hayırlı olsuuun!” gibi şeyler söylerlerdi. Normal yolcular arasında ise çok daha sıcak karşılanırdı. Bu dediğime mim koyun. Siyasetçiler ve bürokratların bu ülkeye neler yaptığını hepimiz biliyoruz ama unutmayın ki insani terbiye bakımından kendini İstanbul “elit”i sananlar da sorunlu. Halka tepeden bakan bu kesimi “medeni insan” sanma yanlışına kapılmayalım diye yazıyorum bunları.