Çok sevdiğiniz bir insanı kaybettiğiniz zaman kurşun yemiş gibi olursunuz. Ve aynen kurşun yarasında olduğu gibi acısını sonra daha da çok hissedersiniz. Yazar Hatice Alptekin’in ölümü de yakın çevresinde bu etkiyi yarattı. Onun son kitabı Ters Akıyordu Volga ile ilgili olarak şu satırları yazmışım: “Alptekin’in babası Tufan Bey, 1918 yılında Sarıkamış felâketinde Ruslara esir düşüyor. Daha sonra Güney Rusya’daki bir Türki köyüne yerleşerek öğretmenlik yapmaya başlıyor. Orada evlenip çoluk çocuğa karışıyor. Osman Naci Yusupov adını alan Tufan Bey, 1917 devriminin köye ulaşan etkileriyle kovuşturmaya uğruyor, hapsediliyor ve sürülüyor. Hatice Alptekin, babasının hayatını birinci elden anlatırken, bir devrimin savurduğu insanların acılarına, umutlarına, hayal kırıklıklarına ve hayata tutunma çabalarına tanıklık ediyor. Evet, doğru kelime bu: Tanıklık! ‘Ters Akıyordu Volga’; savaşla, devrimle, sürgünle hayatlarının akışı tersine çevrilen insanların macerasına tanıklık ediyor. Ve böylece 21. yüzyıl okurlarına özel bir tarih bilinci hediye etmiş oluyor. Yaşar Kemal, Hatice Hanım’ın anılarına yazdığı önsözde demiş ki; ‘Hatice Alptekin’den yazar, sanatçı, kişi olarak öğrenecek çok şey var. Yaşamı biraz daha güzelleştirmek için Hatice Hanım’ın her gününe, her anına, bütün zorluklara direnişine dikkat etmeliyiz. Ondan yaşam değerinin bütün değerlerden üstün olduğunu öğrenmeliyiz, inanmalıyız. Zorluklar karşısında direncin kutsal bir direnç olduğunu da gene ondan öğreneceğiz.’ Kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman gerçekten de böyle bir duyguya kapılıyorsunuz. Siyasi depremlere direnen aydınlık bir ailenin ve aydınlık bir insanın tanıklığı. Hatice Alptekin’in dipten gelen bir devrime benzettiği Ekim Devrimi’nin bir ailenin hayatını altüst edişi, bu ailenin gözünde devrimin ve komünizmin ne anlama geldiği, eski Sovyetler Birliği’nin kuruluş döneminde devletin resmi politikalarının bazı insanlar üzerindeki derin etkileri. “Hatice Alptekin bize bu tanıklığın anlatısını bırakarak aramızdan ayrıldı. Artık Volga ters bile akmıyor. Ve geriye dolu dolu yaşanmış bir hayattan süzülenler, bilgelik ve çevresindeki herkesi bir tül yumuşaklığıyla saran büyük sevgi kalıyor.
