HÜKÜMET bir yanardağın üstünde otu-
ruyor.

Arada bir küçük patlamalarla kendini
duyuran ve infilaka doğru gittiğini belli e-
den bir yanardağ bu.

Tuğgeneral Osman Özbek'in konuşma-
sı, yanardağın püskürttüğü lavların kızgın-
lığını yansıttı.

Ve o günden itibaren de hükümetin ka-
deri değişti.

Hükümet ya bu dağı susturacak ya da
orada oturmaktan vazgeçecek.

Özbek'in konuşmasının ertesi günü be-
lirttiğimiz gibi, hükümet eğer iktidarsa Öz-
bek Paşa'yı emekliye sevkedecek, yok e-
ğer edemiyorsa hükümet olmadığını ka-
bul edilecek.

Şimdi yaşadığımız süreç bu.

Yani, sonun başlangıcı!

***

ECEVİT ve Baykal'ın Meclis kürsüsündeki konuş-
malarına gösterilen tepkileri de anlamak zor.

Hadi diyelim Refah Partisi bu eleştirilere taham-
mül edemiyor; peki, basındaki arkadaşlara ne olu-
yor?

Ecevit'in konuşmasını tahrikçilikle, inananları
rencide etmekle suçlamanın hiçbir mantığı yok.

Çünkü Ecevit, kimleri hedef aldığını açıkça be-
lirtti.

Silaha sarılmayı öğütleyenleri, cihad çağrısı ya-
panları teşhir etti.

Bu eylemlerin inananlarla, namazla, oruçla ne il-
gisi var?

Hangi Müslüman, silahlı eylem çağrıla-
rına yöneltilen eleştirileri kendi üstüne a-
lır?

***

ANKARA yine, kısır hükümet çekişme-
lerinin dişlileri arasında sıkışıp kaldı.

Türkiye, eğrisiyle doğrusuyla yuvarlanıp
gidiyor.

Ve hükümet tartışmalarının, ülkedeki
gündelik gerçekle hiçbir ilgisi yok.

Aydın Menderes, Yalım Erez, Aktuna,
Özbek derken halk biraz daha yoksullaş-
tı.

Bayram, ülkenin her yanına saçılmış
trafik ölüleriyle geçip gitti.

Sadece perşembe günü, 50 kişi can
verdi yollarda.

***

BU arada Rusya ile Çin 21. yüzyılda ekonomik
ve askeri işbirliği yapacaklarını açıklayarak dünya-
nın dengelerini bir anda değiştirdiler.

Avrupa Birliği kendisini bu yeni gelişmeye uyarla-
mak için stratejik çalışmalar başlattı.

Türkiye ise Avrupa kapısındaki umutsuz bekleyi-
şini sürdürmekte.

Meclis'ten atılan DEP milletvekillerinin durumu,
uluslararası kuruluşlarda inceleniyor.

29 Mayıs'ta Avrupa, Türkiye'nin kaderini bir kez
daha belirlemeye hazırlanıyor.

"Vay benim köse sakalım!" demez de ne dersi-
niz?