Elimde olsa, Türkiye’de özellikle de ekranda siyaset konuşan herkes için bir kural getirirdim: “Kişi ve parti ismi kullanma ve derdini on dakikada anlat” derdim. Çünkü bizde “siyasi dedikodu”, “siyasi analiz” sanılıyor. Gündelik rüzgârların etkisi altında kalan yüzlerce kişi ekranlara çıkıp “Efendim Gül bunu dedi, Genelkurmay Başkanı şunu dedi” diye konuşup duruyor. Elbette bunlardan hiçbir şey çıkmıyor. Çünkü olup biteni zaman ve mekân algılamasının içine yerleştiremiyor, kişi dedikodularıyla olayı bir TV eğlencesine çeviriyorlar. Bu yüzden bulabilsem, kişi ve parti isimleri kullanılmadan yapılacak bir siyasi analizi dinlemek isterim.
Bizim “üç kutuplu Türkiye” tezi, neden sonra yabancı basının da ilgisini çekmeye başladı. Zaten kutuplaşma sözü bir süredir dillerde. Ben ise fazla kullanmıyorum artık çünkü yıllarca söyleyeceğimi söyledim; bazı dikkatli ve sadık okurlarım dışında kimse anlamadı. O zamanlar Türkiye’de “sağ ve sol” var sanılıyordu. Ama 90’larla birlikte Türkiye din, milliyetçilik ve Kürt kutuplarına kaymaya başladı. Şimdi Meclis’te bu durum açıkça görülüyor. Dinci, milliyetçi ve Kürt kesimlerinin temsilcileri yan yana oturuyor. Bu işin giderek keskinleşeceğinden, Türkiye’nin bu konularda bir yol ayrımına geldiğinden hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Le Monde Gazetesi, yaptığı muhteşem Türkiye analizinde bunu açıkça belirtiyor.
Elimde yetki olsa ekranda konuşanlara bir iki yasak daha getiririm. Bunların başında da “yani” kelimesi gelir. “Yani” başımızı öyle bir derde soktu ki beş dakikada anlatılabilecek olan bir görüşün anlatılması on, on beş dakikayı buluyor. Çünkü fikrini söyleyen kişi, cümlesinin sonunda “yani” diye başa dönüyor ve görüşünü bir kez daha anlatıyor. Bu “yani”lerden fena halde sıkılmış durumdayım.
Bir başka felaket de uzun soru soranlar: Birisiyle görüşme yapan televizyon gazetecisi, onun düşüncelerini öğrenecek yerde başlıyor kendi görüşünü aktarmaya. Yani diye diye uzattıkça uzatıyor. Karşısındakinin söz söyleyecek hali kalmıyor. Soru soranın bir gaflet anını yakalayıp can havliyle cevap vermeye davransa bile sözü kesiliyor ve spiker sesini yükselterek ve “Bırakın bitireyim canım!” diyerek konuşmayı sürdürüyor. Acaba bu kişiler Larry King’i hiç izlememiş mi, düşünmeden edemiyorum. Kısa cümlelerle, bazen de tek kelimeyle konuşmayı yönlendiren, karşısındakini iyice konuşturan, içini dökmesini sağlayan bu ustayı niçin izlemez ki bizim gençler?
