Doktorlar bir hastaya teşhis koyar, ardından da ona uygun bir tedavi uygular. Bundan sonrası gözleme süresidir.Tedavi uygulandıktan sonra hasta iyiye mi gidiyor kötüye mi?Durumu ağırlaşıyor mu yoksa düzelme belirtileri var mı?Yeni tahliller ve muayenelerle bu hayati soruya cevap verilir ve her mantıklı insanın kabul edeceği gibi eğer hastanın durumu kötüye gidiyorsa tedavi değiştirilir. Başka iyileştirme yöntemleri üzerine kafa yorulur.Ama gelin görün ki Türkiye’deki her doktor böyle değil.Bazı doktorlar hastanın her geçen gün elden ayaktan düştüğünü, krizlere girdiğini, bir felaketin eşiğine geldiğini gördükleri halde, ilk başta vermiş oldukları reçeteden vazgeçmiyor ve bırakın yeni bir tedavi uygulamayı, bunu düşünmeyi dahi reddediyorlar.Çünkü onlar için hastanın durumu değil; kendi dediğim dedik tavırları önemli.

Lafı uzatmadan hangi doktorları kastettiğimi açıklayayım:Siyaset doktorları bunlar, karar alıcılar, derin devleti oluşturanlar, bu ülkenin sorunlarını çözme noktasında bulunanlar; kısacası devlet, hükümet, bürokrasi.Bu adamlar, yıllardan beri Türkiye’nin kangren olmuş sorunlarını daha da ağarlaştırmaktan başka hiçbir şey yapmaz, sadece ortalıkta vatan haini arayarak dolaşırlar.Sorunların çözülmesi önemli değildir bu adamlar için.Giderek ağırlaşmaları da onların uykularını kaçırmaz.Ve tedavi ya da sorun çözme yöntemini değiştirmeyi asla düşünmezler.Şimdi gelin tabloyu önümüze koyup düşünelim:Adına ne derseniz deyin; Türkiye’nin güneydoğusunda bir sorun var mı?Var!Buna karşı ne yapıldı?Baskı, sıkıyönetim, olağanüstü hal, Diyarbakır Cezaevi’nde yapılan ve hiçbir ülkeye şeref kazandırmayacak uygulamalar, bu konuda yazan çizen ve görüş beyan edenleri cezalandırmalar, vatan haini ilan etmeler, faili meçhul binlerce cinayet vs.Peki bütün bunları yaptınız da sorun çözüldü mü, yoksa daha mı ağırlaştı?Cevap belli; daha da ağırlaştı.Ermeni konusunda da devletin tutumu belli.Yıllardır “Hiç böyle bir şey olmadı, hepsi sözde” diyerek konuyu ciddiye almamak politikası sürdürüldü. İşte sonuç ortada: Soykırım tasarısı dünya parlamentoları tarafından birbiri ardına kabul ediliyor ve şimdi iş geldi Amerikan Kongresi’ne dayandı.Demek ki bu devletin Kürt konusunda da politikaları yanlış, Ermeni konusunda da.Şimdi makul olan, sorumlu kişilerin kafa kafaya verip, “Yahu biz nerede yanlış yapıyoruz” diye sormaları ve Türkiye’nin çıkarlarını daha iyi koruyacak çareler aramaları değil mi.Evet makul olan bu ama bizim devlet böyle çalışmaz.Hastayı öldürene kadar uğraşan inatçı doktorlar gibi etrafta hep kabahati atacak düşman arar, öfkelenir, hasta ölse bile burnundan kıl aldırmaz.Biz bu filmin siyah beyaz halini Osmanlı’da da görmüştük.Geçen gün Kanaltürk’te emekli orgeneral Kemal Yavuz “Bu gidişle Türkiye Cumhuriyeti 20 sene dayanmaz!” dedi.Bu saptama bile aklımızı başımıza getiremiyorsa, ört ki ölem!