Birçok yazar, akademisyen, düşünür bu toplumu ve yönelimlerini anlamaya çalışıyor.Yazılar soru işaretleriyle dolu.Toplumdaki şiddet nereden kaynaklanıyor?Bizi kuşatan lumpen zevksizliğini neler körüklüyor?Göçün ve lumpenleşmenin siyaset üzerindeki etkileri neler?Niçin olgun bir demokratik yapıya kavuşamıyoruz?Bu konularda kafa yoran yazarları elimden geldiğince izlemeye ve onlardan yararlanmaya çalışıyorum.Ama galiba bu yorumların bazılarında gözden kaçırılan bir olgu var, o da nüfus.Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra yapılan bir TV açık oturumunda Ekrem Dumanlı konuya değindi ve dedi ki: “Bu memlekette 20 yaşın altında 40 milyon kişi yaşıyor. Bu yüzden herkes söylediği söze çok dikkat etmeli.” Üzerinde önemle durulması gereken bir saptama bu.Çünkü alıcı, tüketici, sokaklara egemen olan, televizyonları etkileyen güç bu.Engin Ardıç bunu “kültürün yeni yetmelerin eğilimine göre uyarlanması” olarak algılar ve yazar.Ben de naçizane birçok yazımda medyadaki şiddet ve seks tutkusunun, üreme çağındaki gençlerin hormonlarına yönelik olarak arttığını, düzeyin ise beyinlerindeki durgunluğa göre düştüğünü belirtmiştim. Bu kadar genç bir nüfusla demokrasinizi nasıl olgunlaştıracaksınız!Ogün Samast gibi gençler her türlü şiddet ve fanatizm iğvasına (eski mi oldu, öyleyse kandırmacasına diyelim) kapılmaya hazır birer saatli bomba durumunda.Bu ülkedeki müzik zevkini de onlar belirliyor, televizyon dizilerinin tutulma oranını da, hatta giderek politikayı da.Böylece Türkiye’nin büyük bir potansiyel gücü olarak ortaya çıkan genç nüfus, bir anda demokrasiyi çökertecek bir silaha dönüşüyor.Bu silahı kim ele geçirirse, ötekine ateş etmeye başlıyor.Silahların konuştuğu ve şiddetin egemen olduğu yerde düşünceler susar, tartışmalar yapılamaz.Kara kalabalık haline dönüşen milyonlarca genç, Türkiye’nin başını derde sokmaya aday.Bunu hazırlayanlar ve gençliği böylesine eğitimsiz, şiddet eğilimli ve fanatik olarak yetiştirenler ise şimdi ellerini ovuşturabilirler artık.Çünkü ülkenin temeline yerleştirdikleri dinamitin tahrip gücü çok yüksek.