Dosya inceleyerek fikir edinme disiplini, kulaktan dolma ya da basından edinilen bilgilerle yorum yapmayı yanlış buluyordu. Aradan geçen yıllar bunun ne kadar doğru olduğunu ortaya çıkardı. Ama bu kuralı da aşırılaştırmamak gerekiyor. Basına yansıyan yüzlerce dava ve hayattan öğrendiklerimiz, Türkiye’de kadınlara ayrımcılık yapıldığını ve Anadolu kadınının tehdit altında olduğunu haykırmakta. Töre cinayeti denilen iğrenç gelenek uğruna öldürülen genç kızlar, tecavüze uğrayıp daha sonra saldırganla evlenmek zorunda bırakılan çocuklar, aile içi sapıklığa kurban gidenler, bir parça vicdan sahibi olan herkesin derin yarası. Dün gazetelere yansıyan bir haber, yıllarca öz kızına tecavüz eden ve onu hamile bırakan babanın bu davranışını mazur gören hakimlerin varlığını ortaya çıkarıyordu. Neymiş; kız bunu çevresine anlatmadığı için rıza göstermiş sayılırmış. Rıza gösterse ne olacak sanki? Bu insanlık suçlarına kayıtsız kalanları anlamak zor doğrusu. Son günlerde Ruhat Mengi, bu korkunç duruma karşı mücadele veriyor; yargılanıyor, sivil toplum kuruluşlarından, gazetelerden destek alıyor ve hepimiz adına bu işin kavgasını yapıyor. Sorumlu bir insan ve bir yazar olarak görevini yerine getiriyor. Kutlanacak ve örnek alınacak bir davranış sergiliyor.
Bu iş, yıllardır içime dert oldu. Yazılar yazdık, hatta yazıyla yetinmeyip bu konuda Mutluluk diye bir de roman yayınladık, mecliste önergeler, yasa teklifleri verdik. Avrupa Konseyi’nde konuyu enine boyuna tartıştık ama yine de içim rahat değil. Bu korkunç suça hepimiz katılıyoruz gibi geliyor. Çünkü sorun sadece yasaların değişmesi değil, ondan önce bu ülkede kafaların değişmesi gerekiyor.Masum çocukları, ergenliğe adım atmış kızları, sadece cinselliğinden ötürü boğan, uçurumdan atan, traktör altında ezen, intihara zorlayan bir toplumda yaşamaktan utanç duyuyorum. Çocuklara tecavüz eden erkeklerin geleneklerle ve yasalarla korunduğunu görmek beni insanlığımdan utandırıyor. Yarın bu konularda örnek çalışmalar yapan KAMER derneğinden söz edeceğim.
