Ankara kar altında. Hava erken kararıyor. Sokak lambalarının ışığı, cam gibi kayganlaşmış buzda kırılmakta. İnsanlar paltolara, kaşkollara bürünmüş, buzda kaymamak için bin bir dikkatle adım atıyorlar. Yere basarken aşırı bir özen gösteriyorlar. Aralarında tanınmış yüzlerin bulunduğu kadınlı erkekli bu topluluk İnönü Vakfı’na gidiyor. Çünkü burada bir toplantı var. İnönü Vakfı binasının duvarları, kalpaklı Kuvayı Milliye kahramanlarının; Mustafa Kemal ve genç Miralay İsmet Bey’in fotoğraf ve resimleriyle kaplanmış. Daha ileriki dönemlerde Atatürk ve Cumhurbaşkanı İnönü’ye ait fraklı, redingotlu, silindir şapkalı fotoğraflar da bunların yanında. İç içe geçen iki salonu dolduran davetliler önce vakıf başkanı Özden Toker’in duygu, düşünce ve espriyi çok iyi dengeleyen konuşmasını beğeniyle dinliyorlar. Sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyelerinden Çağrı Erhan ve Murat Baskıcı birer konuşma yapıyorlar. Konu; yeni yayımlanan “Yaşayan Lozan” kitabı. İki yıl boyunca emek dökülerek hazırlanan kitap Lozan hakkında yepyeni perspektifler içeriyor, üzerinde durulmamış noktalan aydınlatıyor. Çağrı Erhan’ın editörlüğünde genç bilim insanlarının (Murat Baskıcı, Esra Dardağan, Gökhan Erdem. Nimet Özbek Hadimoğlu, Funda Keskin, Ömer Kürkçüoğlu, Kudret Özersay) hazırladığı bu değerli eser 899 sayfa. Tanıtımdan sonra herkes sohbet ederken davetlilerde bir parça buruk, biraz kederli ama yine de umutlu ve direnen bir hava seziyorum. Havada, elle tutulamayan bir kaygı var. Ama bu kaygı, geleceğe duyulan güvenle at başı gidiyor. Biraz çelişik ama salonda, İstanbul işgal altındayken herkesin bir direniş parolası gibi duvarına asılı “Bu da geçer yahu!” atmosferi var. Toplantı boyunca Lozan’ı sadece tarih boyutuyla değil, Türkiye’nin geleceğiyle birlikte yorumlamanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü Mustafa Kemal adını taşıyan dahi sadece geçmişi düşünseydi, ömrü boyunca Tanzimat’ı yorumlamakla yetinirdi. Oysa o “kökü mazide olan atî” (kökü geçmişte olan gelecek) tutumunu seçti. Galiba biz de öyle yapmalıyız.
