Yaz günleri kış günlerinden uzundur ama sanki olduğundan daha da uzunmuş gibi hissedilir. Çünkü hayat durgun bir su gibidir. Kışın o deli deli koşturmaları yoktur yaz günlerinde. İnsan uyumaya, düşünmeye ve kitap okumaya daha çok zaman ayırabilir. Bu açıdan yaz dönemi, eski toplum biçimlerine daha çok yaklaştırır bizi. İnsanların deli gibi oradan oraya savrulmadığı, hayatı binbir elektronik icadın doldurmadığı, zamanın daha bol olduğu dönemleri hatırlarız. Modern hayat bize ne düşünme zamanı bırakır, ne de okuma. Kendimiz, yakınlarımız, arkadaşlarımız, tarih, kitaplar, anılar daha gerilere itilir. Toplu gündemlerin peşine takılırız. Televizyon karşısında geçen esaret saatleri bizi oyalar gibi görünürken, durmadan mesajlar aktarır. Nasıl düşünmemiz, nasıl eğlenmemiz, neyi sevip neyi sevmememiz, neyi yararlı neyi zararlı bulmamız, hangi politik çizgilerde yürümemiz konusunda sürekli tembihler alırız. Böyle gecen binlerce saatin sonunda ortak bir alan oluşur. Kendini esarete kaptırmış olan bizler de bu ortak alanın kullarıyızdır artık. Bizim yerimize başkaları düşünür, başkaları karar verir.Modern dünyada mektup da yazmayız. Eşe dosta yazılan küçük notlar ve sayfalarca süren mektuplar hayatımızdan çıkıp gitmiştir. Bir köşeye oturup olayları düşünmek de öyle. O da sürgüne gönderilmiştir artik. Düşünmeden yaşarız. Kafalarımız, çıkarlarımızın nerede olduğunu sezmemize yarayan antenlere, duyargalara dönüşmüştür. Kitaplar ise bir başka sürgün malzemesidir. Küçük bir azınlık dışında, kitap okumak bir işkencedir. Hele Türkiye’de! Yazın kıyılan dolduran yüz binlerce yerli turist boş vakitlerinde dedikodu yapar, çok sıkılırsa tavla oynar ama asla yazılı bir nesneye bakmaz. Bu yığınlar sanki “Allah Türk’e çeşme-i irfanı haram kılmıştır” diyen büyük şair Nefi’ye hak vermek için çırpınmaktadırlar. Oysa çeşme-i irfan’dan kana kana su içen birçok Türk de yaşamaktadır bu memlekette. Ama onlar rejim tarafından pek iyi gözle bakılmayan ve vatana sadakat duygularının zayıflığından kuşku duyulan yurttaşlardır. Sürüden ayrılan insanı hiçbir rejim sevmez. Sürüden ayrılmanın, birey olmanın ve kendi kafasıyla düşünmenin en önemli göstergesi ise okumaktır. Goebbels bu yüzden “Kültür sözünü duyduğumda elim tabancama gidiyor!” demiştir. Siz bu yazıyı okuduğunuza göre, her devrin Goebbels’lerinin hışmına uğramaya aday, kendi kafasıyla düşünen insanlardansınız demektir. Aman kendinize mukayyet olun!