Okuma yazma bilmeyen bir köylü arzuhalciye gidip bir dilekçe yazdırmak istemiş. “Ne oldu, anlat” demiş arzuhalci. Köylü de anlatmış: Şu adam tarlamı aldı, bu adam paramı vermedi, şu kişiler beni dövdü falan diye sayıp dökmüş. “Peki” demiş arzuhalci, “Sen git bir çarşıda dolaş gel, ben istidayı hazırlayayım.”Aradan bir iki saat geçmiş. Köylü gelmiş arzuhalcinin karşısına. Adam yazdığı dilekçeyi okumaya başlamış. Bir cümle, bir paragraf derken başını kaldıran arzuhalci köylünün ağladığını görmüş. İki sıralı yaş döküyormuş adamcağız. “Hayrola!” demiş. “Ne oldu? Niye ağlıyorsun?” Köylü “Vay alçaklar vay!” demiş. “Meğer bana neler yapmışlar da haberim yokmuş. “Bugünlerde memleket ahalisinin durumu da bu köylününkinden daha iç açıcı değil doğrusu. Her gün gazeteleri televizyonları açınca “Vay alçaklar vay!” dememek imkânsız. Doğalgazda 500 milyon dolar kazık yemişiz, otoyollarda şu kadar yolsuzluk yapılmış, bankalar şöyle soyulmuş, bilmem hangi kurumun canına böyle okunmuş, belediyeler şu kadar götürmüş, holdingler bu kadar getirmiş. Her bir soygun da memleket bütçesi gibi. Bazı aileler Türkiye’ye harpten daha fazla zarar vermiş. Bütün bunları okuyup, “Meğer bana neler yapmışlar da haberim yokmuş” diye ağlayan köylüye hak vermemek olanaksız. İşin kötüsü bu yapılanlar da devam ediyor. Geçmişte kalmış, kapanıp gitmiş dosyalar değil. Soygun başka biçimler altında, başka kişiler tarafından sürdürülüyor. Türkiye’de bir insanın yargılanması ve hesap vermesi için mutlaka iktidardan düşmesi gerekiyor. Adalet mekanizması iktidar için işlemiyor. Şimdi yolsuzluk soruşturması dolayısıyla ismi gündeme gelenler iktidarda iken, bu iddiaların hepsi mevcuttu. Hatta “Beyaz Enerji” gibi bir takım konular yargı denetimine alınmaya çalışıldı. Ama yarı yolda tıkanıp kaldı bu çabalar. Oysa iktidarı kapsamına almayan adalet, adalet değildir. Medyanın büyük kısmı da hükümetlere şirin görünmek istediği için, şu anda kendisine neler yapıldığını öğrenip ağlaması için halkın daha üç beş yılı var demektir.