Son yıllarda birbiri ardına yaşadığımız sarsıcı gelişmeler, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarında derin bir hayal kırıklığı ve gelecek endişesi yarattı. Bunun sonuçlarını da 3 Kasım seçimlerinde gördük. Ne yazık ki halkın bu tepkisi, işlerin düzelmesine yardımcı olmadı. Ortadoğulu bir yaşam biçimini seçen Türkiye için Avrupa Birliği ile bütünleşme ideali yavaş yavaş bir “ütopya”ya dönüşüyor. Yeni hükümet ayağının tozuyla bazı gerginliklerin ve dokunulmazlıklara dokunulmayacağının işaretlerini verdi. Yasama, yürütme ve yargının ucu bulunamayan bir yün yumağı gibi girift hale gelişi, hastalığımızın en belirgin göstergesi. Hükümet, yargı denetiminden kurtulmaya, hatta bununla da yetinmeyerek yargıyı denetim altına almaya çalışıyor. Eğer olayları, kişiler değil de sistem bazında düşünürsek, rejimi orasından burasından çekiştirme ve düzeltme çabalarıyla bir yere varamayacağımız açık. Bu çabalar olsa olsa bir kanser hastasına makyaj yapmaya ya da yüzündeki sivilceyle uğraşmaya benziyor .Türkiye’nin ihtiyacı, acil olarak yeniden yapılanma. Yeniden yapılanmanın ön koşulu ise toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla toplumsal mutabakata dönüşecek sivil bir anayasa. Halihazırdaki anayasamız, bildiğiniz gibi askeri rejim vesayetinde hazırlanmış ve oya sunulmuş bir metin. Oylamaya katılan kişiler, ya 12 Eylül askeri rejiminin uzamasını kabul etme ya da anayasaya olumlu oy kullanma gibi bir ikilem ve baskı altında sandık başına gitmişlerdi. Bu açıdan 1982 Anayasası, halkın gönül rahatlığıyla tartıştığı ve oyladığı bir toplumsal mutabakat metni olmaktan çok uzak. Türkiye bir an önce, yeni bir anayasaya kavuşmalı. Ama burada karşımıza yeni anayasayı kimin yapacağı sorusu çıkıyor. Dünya deneyimi bize gösteriyor ki; askeri idarelerin ya da meclislerin yaptığı anayasalar, toplumsal mutabakat niteliği taşımıyor ve başarısız oluyor. ideal anayasa, toplumun bütün kesimlerinin tartıştığı ve yürekten katıldığı sivil, çağdaş bir metin olmalı. Türkiye’deki sistem buna uygun değil diye toplumun susup, kendisine dayatılacak bir anayasayı içine sindirmesi beklenmemeli. Kanımca, bütün kesimleri kucaklayan bir sivil toplum örgütünün, yeni ve sivil bir anayasa tartışması başlatması ve bunu bir süreç gibi algılayarak yurda dalga dalga yayması, çok zamanında ve yerinde bir girişim olacaktır. Güçlü bir anayasa rüzgârı eserse, siyasilerin de ister istemez bundan etkileneceklerini düşünüyorum. Eğer bu başarılamaz ve meclis bir anayasa hazırlarsa, bunun 1982 anayasasından pek de bir farkı olmayacaktır. Çünkü o anayasayı hazırlayanlar nasıl kendilerini ve siyasi çıkarlarını güvence altına almayı amaclamışsa, bugünkü meclis çoğunluğu da nalıncı keseri gibi kendine yontacaktır.