Ankara'da bir güçler çatış-
ması olduğu saklanama-
yacak biçimde ortaya
çıktı.
Artık bütün dünya biliyor ki
Ankara'da hükümet, yargı,
Çankaya Köşkü, askerler gibi
birçok odak birbiriyle çelişki
içinde.
Zaman zaman yapılan açık-
lamalar MIT ile Silahlı Kuvvet-
ler'i, yargı ile hükümeti, askerle
sivili karşı karşıya getiriyor.
Emekli Yargıtay Başsavcı-
sı'nın konuşması, Anayasa
Mahkemesi'ni küplere bindiri-
yor.
Geçen yüzyılın Türkiye-
si'nde böyle şeyler pek düşünü-
lemezdi ama 21. yüzyıl, kulisle-
re sığmayan çatışmalarla, tartış-
malarla birlikte geldi.
Yolsuzluktan tutuklanan alı-
nan eski bakanlar, birbiri ardına
patlak veren skandallar, koltuğu
tehdit altındaki siyasiler...
Bütün bunlar Ankara'nın
saklanamayan çelişkileri.

★★★
Aslında bu süreç Süleyman
Demirel'in emekli olmasıy-
la başladı denilebilir.
Çektiğiniz zaman bütün
kubbenin çöktüğü kilit taşı gibi
bir işlevi vardı Demirel'in.
Geniş siyah paltosunun al-
tında birçok siyasiyi, bürokratı
barındırabiliyor ve bu kişilerin
sayısız ayıbını örtebiliyordu.
Şimdi böyle bir irade yok.
Türkiye'nin şeffaflığa adım
atışında, Süleyman Demirel'in
emekli olması bir dönüm nok-
tası.

★★★
Bugünden geriye dönüp
zaman
kan'ın neden 5 artı 5 için bu ka-
dar ısrar ettiğini, niçin Anaya-
sa'yı çiğneme pahasına Mec-
lis'te açık oy kullanmayı göze
aldığını daha iyi görebiliyoruz.
O zamanlar Başbakan Ece-
vit, Demirel'in gidişinin "İstik-
rarsızlık ve kriz yaratacığı"nı ıs-
rarla tekrarlıyordu.
Kendi açısından haklıymış.
Gerçekten de birçok skan-
dal Demirel sonrası dönemde
ortaya çıktı.

★★★
21. yüzyıl başındaki Türkiye
ayakları baş yapan siyaset anla-
yışıyla, kültür yozlaşmasıyla, ka-
zandığından fazla harcayan
görgüsüzlüğüyle, insan hakları
ihlalleriyle, tıkanan adalet me-
kanizmasıyla gelip bir duvara
dayandı.
Mutlaka yapısal reformlar
gerçekleştirmesi, şeffaflaşması,
demokratikleşmesi ve kendini
21. yüzyıla uyarlaması gereki-
yor.
Ama bunu yapacak siyasi
irade görünmüyor ufukta.
Umutsuzluğun ve karamsar-
lığın kaynağı bu.
Siyasi irade eksikliği bu ül-
kenin iyi yetişmiş, dürüst ve ni-
telikli kadrolarının siyasetten
şeytan görmüş gibi kaçmasın-
dan kaynaklanıyor.
Bence bu konuda medya
da bir iç hesaplaşmadan geç-
meli.

Bugüne kadar kimlere fırsat
verildiğini, kimlere avans tanın-
dığını, hangi gruba objektif yak-
laşıldığını ve kimlerin önünün tı-
kandığını tartışmalı.
Hep tekrarladığım bir söz
vardır: Eğer Mustafa Kemal Pa-
şa medyanın bu kadar etkili ol-
duğu bir ortamda Kurtuluş Sa-
vaşı'na başlasaydı, iki günlük
televizyon yayınıyla "padişaha
asi bir general" olarak insan içi-
ne çıkacak halini bırakmazlardı.
Yapabilecekleri diğer yayın-
ları düşünmek bile istemiyo-
rum.

Yani
nemdeki İstanbul basınının ül-
kenin tamamını etkileyecek ka-
dar güçlü olmamasına borçlu-
yuz.
Yoksa Mustafa Kemal Pa-
şa'nın yolu ilk günden kesilirdi.
Ülkeyi dönüştürebilecek
olan büyük liderlerin mutlaka;
yöneticilerle ve güçlü çevrelerle
iyi geçinen, suya sabuna karış-
mayan, kendini iyi saklayan,
kurnaz, muhafazakar ve ortala-
ma bir adam olması gerekmi-
yor ki!
Dramatik iniş çıkışları olan
güçlü kişiliklerin ise bu ortamda
itibar görmesine imkan yok.
Sorun burada!