Karacaoğlan'ın deyimiyle, İstanbul bayramlığını giyiyor. Bahar dallarından tomurcuklar fışkırmakta. Onca beton, kum, kireç, çakıl, kiremit, çimento, demir, teneke yığını arasında doğa fırsat bulduğu yerden başını uzatıyor: Ya yeşil bir dal, ya betonda kendine kök salacak bir delik bulan sarmaşık ya da apartmanların arasında boğulmamak için uzayıp giden incecik bir fidan. Doğa gerçekten bir mucize...

Bizi, bize rağmen korumak isteyen müşfik bir ana gibi.

Akşamüstleri sarmaşık güllerinin rayihası, hanımellerinin baygın kokusuna karışmada.

Hafta sonlarında kendilerini İstanbul dışına atan kent insanları, yemyeşil ormanların, bahar dallarının ve kuş ötüşlerinin tadını çıkarmaya hazırlanıyorlar. Ama keyifleri yarım kalıyor: Çünkü dar orman yollarında giderken birdenbire fırlayan on tonluk kamyonun altından zor kurtarıyorlar kendilerini. Hafta sonu tatil gününde bu kamyon ne arıyor orman yollarında derken arkadan bir tanesi daha sökün ediyor. Deli gibi bir süratle giden, virajlı yolları yarış arabası hızında geçmeye çalışan on beş tonluk kamyonlar arka arkaya diziliyor. Toz, toprak, yanık benzin, gürültü birbirine karışıyor.

Biraz daha ilerleyince kamyonların, tatil gününde orman yollarında ne aradıklarını anlıyorlar: Her yere öbek öbek moloz dökülmüş. Çınarların, meşelerin, mavi çamların gölgeliklerine damperlerini kaldıra kaldıra moloz dökmüşler: İnşaat artıkları, kırık tuğlalar, donmuş çimento parçaları ve dayanılmaz bir çirkinlik.

Şöyle bir çıkıp dolaşın: Kilyos yolunda yüzlerce moloz birikintisi göreceksiniz. Ormanın göğsüne bir hançer gibi saplanan, barbarca, çirkin inşaat artıkları. Sadece Kilyos yolunda değil, İstanbul çevresinde her ormanda göreceksiniz bunları... Hatta Boğaz korularında karşınıza çıkacaklar.

Türkiye, doğayı tahrib etme konusunda dünyanın en özgür ülkesi. Gözüne kestirdiğin yerde ormanı kes inşaat yap, molozunu da götür Boğaziçi'ndeki erguvanların, manolyaların dibine dök.

***

Oysa dünyanın bütün uygarlıkları, bütün dinleri ve bütün kültürleri doğa ile insan uyumunu korumaya özen gösterir.

İslam'da "Temizlik imandan gelir" kuralı vardır.

Bunlar müslüman değil!

Uygar bir insan yaşadığı yerin temiz olmasına dikkat eder.

Bunlar uygar da değil!

İlkel bir insanda bile, bir güzelliği yoketmeme içgüdüsü vardır.

Bunlar insan da değil!

Hadi insan olmalarından vazgeçtik diyelim.

Bütün soylu hayvanlar yattıkları yeri, yuvalarını temiz tutarlar: Bir kangal köpeğini öldürseniz yuvasına pislemez.

Bunlar hayvan bile değil!

***

Bir Türk atasözü "Yiğit yattığı yerden belli olur" der.

Bu barbarların "yattığı yer"e bakıyorum da içimi tarifsiz bir sıkıntı kaplıyor.