KURBANLAR
Yaklaşan bayramın kurbanlık kuzularından sözetmiyoruz.
Sözünü ettiğimiz kurbanlar, bu ülkenin gençleri... Bir okul yılını daha geride bırakmanın sevinciyle, bahara merhaba diyen ve kanı kaynayan genç kızlar, genç erkekler.
Dünyanın herhangi bir uygarlığında coşkulan ve sevinçleri anlayışla karşılanan bu gençler, sadistlere prim veren bir toplum düzeninde teker teker kurban ediliyorlar.
Gazetelerimiz her gün canına kıyan çocuklarımızın kara haberleriyle dolu.
Suçları ise, kendini bilen toplumlarda ancak "Vay kerata!" gülümsemesine neden olabilecek masum gençlik şakaları.
Ama biz yaşadığımız toplu çıldırma döneminin bedelini bu insanların kanlarıyla ödüyoruz.
Bütün canlıların kanını kaynatan bir bahar coşkusuna kapılıp kırlara çıkan kızlarımız, barbarca bekaret kontrollerinden geçiriliyor. Ve bu şoku atlatamayıp intihar ediyorlar.
İki gün önce kendisini Bozdoğan kemerinden atan Barış'ın suçu ne biliyor musunuz? Arkadaşlarına gömleğini imzalatmak.
Gençler arasında bir alışkanlık başlamış: Okul dönemi sonunda sevdikleri arkadaşlara gömleklerini imzalatıyorlar. Futbolcuların maç sonunda forma değiştirmesi gibi bir sosyal moda.
Bence bu gençler, dostluklara değer veren, anılarını saklamak isteyen bir alışkanlık kazandıkları için kutlanmalı bile.
Ama bu kadar masum bir dönem sonu şakası Barış'ı intihara sürüklüyor. Çünkü önce okul müdürü kılığına girmiş sadist mahluktan dayak yiyor. Sonra disipline veriliyor. Ve okula çağrılan babası da dövüyor Barış'ı. Haksız yere dayak yiyen delikanlı oğlunu savunacağına sille tokat girişiyor.
O yaşların psikolojik zorluklarını düşünün: Çocuklukla gençlik arasında sallanan, kişiliğini kanıtlamaya çalışan, bedeninde biriken enerjiyi ne yapacağını bilemeyen, yavaş yavaş cinselliği keşfeden ve karşı cinsle nasıl konuşulacağını kestiremeyen insanları gözünüzün önüne getirin.
Dünyanın bütün problemlerinin toplanıp, alnınızda beliren münasebetsiz bir sivilcede uç verdiği o döneminizi hatırlayın.
İnsan nasıl da kırılgan olur o dönemde: Kendinden emin değildir. Çabucak uzayan bacaklarını nereye koyacağını bilemez. Orantısı değişen kollarını oraya buraya çarpar durmadan. Geceleri hayal kurar. Zaman zaman hiç bir neden olmadan arkadaşlarıyla sonu gelmez gülme krizlerine yakalanır.
Babasına kendini göstermek ister. Bazan büyük pozları takınır, efelenir. Bazan da kendisini aciz bir çocuk gibi hissedip bebeklik günlerine döner.
Bu kadar kırılgan yapıdaki Barış'ı arkadaşlarına gömleğini imzalattığı için insafsızca döven bir "eğitimci" müsveddesi ve onu herkesin içinde bir daha döven "baba"...
Bozdoğan kemerinden kendini atan çocuklarımızın, bekaret kontrolünden geçirilmiş ve canına kıymış genç kızlarımızın kanlıları bunlardır.
Bir de intihar etmeyenler var. Acılarını içlerine gömüyorlar, kişilikleri çarpılıyor. Belki daha bu yaşta acılaşıyor, kinle doluyorlar.
Ana-babalar çocuklarını bu cehennemden kurtarmanın bir yolunu bulmalı.
Yoksa daha çok içimiz yanar.
