Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği adını taşıyan devletin önemli bir büyüğü Amerika'yı resmen ziyaret ediyormuş.
Gezi programının bir bölümünde, bu önemli kişi Ford fabrikalarını ziyaret etmiş. Yönetim Kurulu Başkanı'yla görüşmüş.
Görüşme sonunda Yönetim Kurulu Başkanı, yoldaşa dönmüş, ve; "Size küçük bir hediyemiz var" demiş.
"Pencereden bakarsanız göre bilirsiniz."
Yoldaş pencereden bakmış ve Ford'un özel imalatı olan görkemli bir arabanın kendisini beklemekte olduğunu görmüş.
"Kusura bakmayın ama" demiş, "Ben bunu kabul edemem.
"Canım bu gezimizden kalan bir anı olarak kabul edin.
"Hayır! Bu otomobili almam anı değil, rüşvete girer. Mümkün değil. Çok teşekkür ederim, ama kabul edemeyeceğim."
Konuşmasının tam bu noktasında Yönetim Kurulu Başkanı'nın aklına bir çözüm gelmiş.
"O zaman" demiş. "Biz bu otomobili size satalım.
"Alamam ki" demiş politikacı yoldaş. "Param yetmez.
"Yeter, yeter!" demiş başkan. "Bu otomobilin fiyatı bir dolar."
Sovyet ileri geleni bir an duraklamış. Güneşin altında lacivert ışıltılar saçmakta olan otomobile bakmış... bakmış.
Ve cebinden iki dolar çıkararak, "O zaman iki tane alayım ben" demiş.
***
Yıllarca kapalı rejim altında yaşamış olan Sovyet toplumunda rüşvet, yolsuzluk ve nüfuz ticareti öylesine yayılmış ve kangren olmuştu ki, sonunda bütün gövdeyi çökertti ve devleti öldürdü.
Bu konuda Sovyetlerle aşık atabilecek toplumlardan biri de biziz.
Yıllardır yolsuzluğun ve rüşvetin öyle ince, öyle dolambaçlı ve girift modellerini geliştirdik ki, bunları araştırmaya kalkan birisi kendini Vatikan'ın uçsuz bucaksız karmaşık labirentlerinde bulur ve çıkış yolunu bile bir türlü bulamaz.
Şimdi Orhan Kilercioğlu geçmiş dönemde, ilgili bazı yolsuzluk dosyalarını savcılığa verdiklerini söylüyor.
Bunlardan bir sonuç alınabileceği kanısında değilim.
Çünkü iki ihtimal var:
Ya, Türksat olayında görüldüğü gibi, alelacele siyasi kararlara dayandırılmaktadır ve temelsizdir.
Ya da, gerçekten büyük yolsuzluk yapanlar, minareyi çalarken kılıfını da hazırlamış ve işi kitabına uydurmuşlardır.
Yolsuzluğa karşı bu kadar çok bürokrasinin, yasanın, engelin, talimatnamenin, kararnamenin olduğu bir ülkede, işleri bir anda arapsaçına çevirmek kolaylaşıyor.
***
George Washington'un bir sözünü çok severim:
"Bir ülkede içki serbest olursa, içki kültürü olan aklıbaşında insanlar yetişir.
Eğer içkiyi yasaklarsanız bol bol alkolik elde edersiniz."
***
Bir açık toplumda, azaltılmış bürokrasiyle ilişkiler daha bir aydınlığa kavuşacaktır.
