Kültür Bakanlığı oldum olası,
Türkiye'nin netameli bakanlıklarından
birisidir. Her bakanın uygulamaları de-
ğişik kesimler tarafından eleştirilir,
mecliste kavga konusu yapılır ve ba-
sında köşe yazılarına konu oluşturur.
Tartışmalar genellikle ilgili bakanı
hedef alır. Ama bu, işin görünür yüzü-
dür.

Bakanın kişiliği ve uygulamaları ba-
hane edilerek tartışılan konu, Türki-
ye'nin içinde bulunduğu kültür karga-
şasıdır.

Bir an dünya haritasını gözümüzün
önüne getirelim: Bir yanda Tiyan-
Şan dağlarını, Urumçi'yi, Sincan'ı
düşünelim; öte yanda da Yugoslav-
ya'yı. Bu iki bölgenin kültür dokuları
arasında ne gibi benzerlik, ne gibi bir
yakınlık kurulabilir dersiniz: Hemen
hemen hiç!

Bu iki bölgenin ne müziği birbirine
benzer, ne yemekleri, ne insan tiple-
ri, ne de efsaneleri... Biri derin Asya uy-
garlığına bağlıdır, diğeri Balkan kültü-
rüne. Ayı uçlarda yer alan bu iki kate-
gori arasındaki tek bağ Türkiye'dir.
Çünkü Türkiye zengin tarihsel birikim
ve değişik coğrafyalarda bulunmanın
etkisiyle hem Asya kültüründen izler
taşır hem de Balkan kültüründen.
Yalnız bunlarla da kalmaz: Antik
Anadolu kültürlerinin tek mirasçısıdır.
Mezopotamya kültüründen izler ta-
şır. İyonya, Karya, Frigya uygarlıkla-
rından mistik Bizans dönemine kadar
uzanan bir zenginliğin doğal varisidir.
İslam kültürünü yüzyıllarca en üst
biçimde temsil eden ülke Türkiye'dir.
Arap ve Fars zenginliğiyle içiçe geçti-
ği kadar, Yunan medeniyetiyle de ya-
kınlık kurmuştur.

Kültürümüz, Kafkas yaylalarının
coşkusuyla, Akdeniz'in lirizmini bira-
rada yaşayan müthiş bir çeşitliliğe sa-
hiptir.

İmparatorluk haşmetini de görmüş-
tür, kendi yağıyla kavrulan bir ulusun
süpürge tohumu yediği günleri de...
Bütün bu özellikleriyle Türkiye tek-
tir ve eşsizdir.

Gelin görün ki; dünya çapında zen-
ginliğimizi sağlayan bu çeşitlilik Türki-
ye'ye ayak bağı olmuştur. Çünkü bu
zenginlik bir bileşime varamamış ve
modern Türkiye'de uyumlu bir bü-
tünlüğe kavuşamamıştır.

Her değişik kültür grubu kendi varo-
luş mücadelesini vermekte, diğer kül-
türleri ya yok saymakta ya da yoket-
mek istemektedir.

Değişik Kültür Bakanları döne-
minde her grup bu bakanlığı kendi pa-
rantezine almak istemiş ve düşman
olarak gördüğü başka kültür anlayışla-
rına karşı ölesiye bir savaş sürdürmüş-
tür.

Bu alışkanlık bugün de oklarını Fik-
ri Sağlar'a çevirmiş durumda.

Bakanlık bütçesini reddetmekle baş-
layan ve magazin iftiralarıyla devam
eden çirkin bir kampanya sürdürülü-
yor Sağlar hakkında.

Oysa Fikri Sağlar, Türkiye'deki
hiç bir kültürü dışlamamaktadır: Os-
manlı ihtişamından Hacı Bektaş
derinliğine, modern Türk sanatından
antik Anadolu uygarlıklarına uzanan
derin ve kucaklayıcı bir yaklaşım için-
dedir.

Zaten Türkiye'nin gerçek Kültür
Bakanı olmak, bu kapsamlı kültüre
sahip olmayı gerektiriyor.

Fikri Sağlar bugün doğru yerde
bulunan, doğru kişidir.

Karaçalmalan ve dedikoduları bıra-
kıp Fikri Sağlar'a yardımcı olmak ge-
rekir diye düşünüyorum.