Nazım bir şiirinde; kulesinde düşmanı göz-
lerken oklanan nöbetçinin dramını anla-
tır ve der ki: "Yaklaşan düşmanı gö-
rüp de haber veremeden öldürülmenin acı-
sını düşündüm."

Uyan görevlerini yerine getirmek için çırpı-
nan akıllı insanları gördükçe bu dize aklıma gelir.
Son aylarda Profesör Eser Karakaş da ay-
nı acıyı hissediyor olmalı.
Çünkü uyarılarını en etkili, en sonuç alıcı ha-
le getirmek için olmadık ifadeleri deniyor, çarpı-
cı örneklere başvuruyor ve "Uyanın, uya-
nın, uyanın!" diye haykırıyor,
Bu değerli düşünce adamı, sık sık Yunanis-
tan örneğini veriyor.
"Bir otomobile binip iki saat gittiğiniz-
de Yunanistan sınırına varırsınız ve ora-
da dünya değişir!" diyor.

★★★
Önce plak ve konserlerimle, son yıllar-
da da kitaplarımla ilgili olarak sık sık Yuna-
nistan'a gittiğimi biliyorsunuz.
Geçenlerde otomobille yaptık bu yolculu-
ğu ve Eser beyin dediği gibi İpsala gümrük ka-
pısından geçer geçmez bizi Avrupa Birliği bay-
rağı karşıladı.
Bir köprüyü aştığınızda Avrupa'ya adım at-
mış oluyordunuz.
Bu, bir uygarlık değişimiydi.
Avrupa Birliği topraklarına ayak bastığınız an-
da; yüksek enflasyonu, yasama-yürütme-yar-
gı erklerinin iç içe geçmiş halini, hukuksuzluğu, si-
yasi zorbalığı, kültürel baskılan ve tepenize yıldı-
rım gibi inen krizleri geride bırakmış oluyordunuz.
Köprünün bu tarafında hâlâ kitap, düşün-
ce, dil yasaklanıyordu; öte yakaya ise özgür-
lük gelmişti.
Yaşamlarını büyük sıkıntılarla geçiren dostla-
rım Mikis Theodorakis ve Maria Farandu-
ri artık rahatlardı.
Birlikte Avrupa turnesi yaptığımız zaman, pa-
saportları her ülkede saygı görüyordu.
Bizim müzisyenler ise potansiyel suçlu gibi kar-
şılanıyor, uzun süre sınırlarda bekletiliyorlardı.
Beni de ne yazık ki- kendi ülkemin belge-
si değil, Birleşmiş Milletler'in verdiği kırmı-
zı büyükelçi pasaportu kurtarıyordu.
Avrupa Birliği üyeliği kendi içlerindeki ide-
olojik kavgaları katlanılır boyutlara indirgemiş-
ti: Bizdeki gibi herkes birbirinin gözünü oyma-
ya çalışmıyordu.
Düşüncenin, kültürün, şiirin, bilimin, edebi-
yatın, felsefenin yerli yerine oturduğu bir değer-
ler sistemine sahiplerdi.
Gelir dağılımı adaletsizliği toplumu çarpıtma-
dığı için güçlü bir orta sınıf egemenliği hissedili-
yordu.
Ve bu durum, huzur vericiydi.

★★★
Yunanistan'a ilk gittiğim 1975 yılında, durum-
larının hiç de parlak olmadığını gözlemiş-
tim ve iki drahmi bir lira ediyordu.
Şimdiki durumu ise ne siz SO-
run, ne de ben söyleyeyim.
Yunan dostlarımızın bu seviyeye yükselmesi-
ne seviniyoruz ama şu soruyu da sormadan ede-
miyoruz: Neden biz, kötü yöneticiler yüzün-
den bu ülkenin 65 basamak altına düştük?
Aslında cevap sorunun içinde gizli: Bi-
zi bu hale getirenlerden hesap soramadığı-
mız için.