Yunanistan’ın karşılaştığı büyük yangın sadece komşumuzun değil, aslında dünyamızın uğradığı felaketlerden birisi! Bu büyük acıyı yaşayan Yunanlı dostlarımıza “Geçmiş olsun!” mesajları gönderirken aklıma, Atina’da yine bir ağustos günü yaşadığımız büyük yangın felaketi geldi. 4 Ağustos’ta diktatör Metaksas’ın iş başına geldiği günün yıldönümünde, birtakım karanlık eller Atina’nın bazı semtlerini yaktı. 1983 yılıydı. Maria Farandouri ile Yunan adalarında bir yaz turnesi yapıyorduk. Stadyumlar dolup boşalıyordu. O sırada Mikis Theodorakis ve Maria Küba’dan, Fidel Castro’dan bir davet aldı. Maria turneye on gün ara vermemizi önerdi. Bu süre içinde Ekali’deki evde kalacak ve Maria’yı bekleyecektik. Bir gün öğle yemeği için sofra hazırlıyorduk. Ülker, “Bir yanık kokusu geliyor” dedi. Ocağa, eve, halılara baktık. Bir şey göremedik. Bir süre sonra yanık kokusu iyice arttı, evde bir duman belirdi. Bahçe kapısını açtık ve Yunanistan tarihinin en büyük felaketlerinden biriyle karşılaştık: Ekali semti yanıyordu. Ormanlık bir bölgede olan evler alev almıştı, tutuşan ağaçların cayır cayır yanışından doğan büyük gürültü ve duman, bütün mahalleyi bir cehennem ağzına çevirmişti. Ülker hemen üst kata pasaportlarımızı almaya koştu. Ben evi mümkün olduğu kadar korumak amacıyla bahçeye fırladım, hortumu alarak basınçlı suyla bahçedeki ağaçları ıslatmaya koyuldum. Yüzüm yanıyor, dumandan gözlerim şıpır şıpır akıyordu. Ağaçlardan sonra evi de sırılsıklam ıslattım. Ön kapıdan çıkarken, Maria’nın, kapının önüne park edilmiş durumdaki Citroen arabası bomba gibi patladı. Yandaki komşunun doberman köpekleri sokakta çıldırmış gibi koşuyordu. Komşuların arabasına son anda binebildik. İki doberman ve Maria’nın köpeği Labrador cinsi Surabaya da bizimle bindi. Yolda panik içinde koşan siyah giysili bir neneye rastladık. Onu da arabaya aldık. Ve cehennemden kaçtık. İki gün sonra eve geldiğimizde yangın sönmüştü. Ortalıkta bir tek ağaç kalmamıştı. Bütün mahalle is kokuyordu. Ama hasarlı da olsa ev kurtulmuştu. Maria Havana’dan döndüğünde her şeyi olgunlukla karşıladı. Gülerek: “Evimi bir Türk kurtardı” diyordu, “Şimdi anladınız mı dostluk neden gerekli!”