Yedi yıl önce Ahmet Necdet Sezer’in Cumhurbaşkanlığı’nı “Hoş geldiniz Hakim Bey!” diye karşılamıştım, şimdi onu uğurlarken de aynı hitabı benimsiyorum. Çünkü Sayın Sezer yedi yıl boyunca kendisini “Hakim Bey” yapan özellikleri değiştirmedi, duruşunu bozmadı. Türkiye’de eskiden beri “Hakim Bey” hitabı, bir ahlak anlayışını, “peygamber postunda oturma” dürüstlüğünü, taraflarla içli dışlı olmama titizliğini ve bütün yaşamına sinen sadeliği anlatır. İşte bütün bu özellikleriyle Sayın Sezer bir “Hakim Bey” olarak kaldı. Siyasi tutumuna katılmayan, hatta sık sık eleştiren çevreler bile bu özelliklerini takdir etmek zorunda kaldı. Onun döneminde Çankaya Köşkü, iş adamlarının cirit attığı, Sadabad şenliklerinin yaşandığı bir mekân olmaktan çıktı.
Sayın Ahmet Necdet Sezer’le görev süresi içinde görüşmelerim oldu. Babamın Yargıtay yıllarından başlayan iyi ilişkiler özellikle milletvekili seçildikten sonra da sürüp gitti. Beni çok kritik zamanlarda Çankaya’da kabul etmek inceliğini gösterdi. Baş başa görüşmelerimizde sır sayılabilecek çok önemli siyasi konuları benimle paylaşmakta sakınca görmedi. Çünkü benim bu güveni kötüye kullanmayacağımı, söylediklerini yazmayacağımı biliyordu. Şimdi emekli olduğu bu günlerde de biliyor ki o suskunluk devam edecek. Emanete hıyanet yok! Bence sayın Sezer Cumhurbaşkanlığı yetkilerini daha geniş olarak kullanabilir, konuşmalarıyla halkı kritik konularda yönlendirebilir, hatta Bakanlar Kurulu’na başkanlık ederek Türkiye’yi bazı badirelerden korumayı deneyebilirdi. Bunları yapmayı uygun görmedi. Bu tutuma katılmamama rağmen, kendi takdiridir diye düşünüyorum. Sonunda Hakim Bey, ailesiyle birlikte tertemiz geldiği Çankaya Köşkü’nden yine tertemiz biçimde, onuruyla ayrılıyor. Çünkü bütün hakimler bilir ki “Mahkeme kadıya mülk değildir!” Şimdi Sayın Sezer yıllardır özlediği sade hayata kavuşuyor. Bize de ona ve saygıdeğer eşine sağlık, uzun ömür ve huzur dilemek kalıyor. Güle güle Hakim Bey!
