Futbolla başımın pek hoş olmadığını bilen arkadaşlarım soruyor bana. Durup dururken niye bir futbol aşkına kapıldığımı merak ediyorlar. Ama Dünya Kupası’nın son maçlarına bakıp da heyecanlanmamak, zevk almamak mümkün mü! İtalya Almanya arasındaki maçı, Roma İmparatorluğu gladyatörleri ile kuzeydeki Cermen kavimlerinin savaşı gibi seyrettim. Sanki tarih futbol sahasında canlanıyordu. Büyük Avrupa ülkeleri takımlarının renk ve ırk çeşitliliğini izlerken, geriye doğru bir yolculuk yapıyor ve köle ticareti dönemine, kolonyalizmin vahşi günlerine dönüyordum. Kim bilir bu futbolcuların ataları Afrika’dan hangi gemilerin ambarlarında getirilmişti. Final maçı ise dramatik bir sahne oyununun doruk noktası gibiydi. Stendhal İtalya ile Fransa arasındaki bu muazzam mücadeleyi izleyebilse, neler yazardı acaba?

Bütün bunlar bir yana, günlerdir herkes Zidane’ın attığı kafayı konuşuyor. Yakın dostlarım bu konuda ikiye bölünmüş durumda ama çoğunluğunun gönlü bu Cezayirli futbolcudan yana. Yaşar Kemal “Futbol tarihinin en efendi adamını çileden çıkardılar” diyor. Zafer Mutlu da onun gibi düşünüyor. Materazzi’nin Zidane’a “Pis terörist!” dediğini söylüyor. Fikret Ünlü; “Belli ki günlerdir tahrik ediyormuş” yorumunu getiriyor. “Dikkat et! Zidane, Figo’nun sırtından çıkardığı terden sırılsıklam olmuş formayı bile duraksamadan giymişti. Ayrıca ne kaderdir ki beş dakika önce kafayla attığı topu kaleci kurtaramasa Fransa maçı kazanmış olacaktı. “Mustafa Taviloğlu ise olaya biraz değişik bakıyor. Zidane’ın zaten çocuklarına garip Hıristiyan adları koymuş bir Müslüman olduğunu hatırlatıyor.

Olayı bir de Zidane açısından algılamaya çalışıyorum. Düşünün ki onca maçtan sonra sinirleriniz gerilmiş, korkunç bir adrenalin yüklenmişsiniz. Cezayirlileri “Kara ayak” diye aşağılayan bir ülkenin neredeyse yarı tanrı ilan ettiği bir genç adamsınız. Milyonlarca hayranınız var, dünya basını kapınızda bekliyor, çok büyük paralar kazanıyorsunuz. Paris’te Zafer Takı’na “Zidane seni seviyoruz!” pankartı astıracak kadar büyük bir sevgi çemberiyle çevrilisiniz. Ama bu arada bir küfür yiyorsunuz ve yarı tanrı tahtından paldır küldür yere yuvarlandığınız, Olympos’un zirvesinden ölümlüler arasına indiğiniz duygusuna kapılıyorsunuz. Ve patlatıyorsunuz kafayı. İnsani bir zayıflık anı. Daha sonra en güzel sözü Cumhurbaşkanı Chirac söylüyor ve “Siz içli bir insansınız. Fransa’ya farklılıklarını birleştirdiği için güçlü olduğunu hatırlatıyorsunuz” diyor. Belki de Zidane “uygarlıklar savaşı”nın son kurbanı.