ATV’de iki kez yayınlanan Eylül programının yankıları sürüyor. Ekip arkadaşlarımla birlikte, bize ulaşan telefon ve fakslara teşekkür ediyoruz. Ayrıca iki kez üst üste Pazartesi günlerini bu programı izlemeye ayıran saygıdeğer izleyicilere de şükran borçluyuz. Herkes takdir eder ki 12 Eylül, bir program başlangıcı için çok zor ve deyim yerindeyse “netameli” bir konuydu. Çünkü ülkeyi böylesine sarsmış, dengeleri altüst etmiş ve izlerini hala taşıdığımız bir hükümet darbesi, değişik görüş açılarından işlenebilirdi. 12 Eylül’ün yandaşları vardı. 12 Eylül’e karşı olanlar vardı Ve o dönemdeki yaralar henüz tazeydi, kapanmamıştı. 12 Eylül yönetiminin hazırladığı Anayasa, bugün hala tartışılıyor ve siyasetçilerimiz tarafından, ülkenin gelişmesini engelleyen bir deli gömleğine benzetiliyordu. Ne söylerseniz söyleyin, her sözünüz, bazı kişiler tarafından ise kıyasıya eleştirilecekti. Programda bu değişik görüşlerin çoğunu yansıtmaya çalıştık. 12 Eylül hareketi en yetkili ağız tarafından savunuldu. Karşısında olan kişiler ise ( sağ-sol ayrımı gözetilmeden) cevap verdiler. Ben de kendi görüşlerimi elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Böyle bir düşünce programının ilk koşuluydu bu.

Bunca değişik görüş arasında ben ve arkadaşlarım bir ahlaki ilkeyi korumaya çalıştık. Kimsenin sözlerini televizyon montaj teknikleriyle değiştirip, anlamını aşan şeyleri söyletmeye çalışmadık. Kenan Evren’in uzun konuşmalarını, kastetmediği anlamlar yükleyecek şekilde eğip bükmedik, kesip yeni bileşimler yapmadık. Hatta röportaj başlamadan önce, açık olan kamera karşısında söylemiş olduğu ve kendisini zora sokabilecek bazı bölümleri programa koymadık. Çünkü o sırada Kenan Evren bir sohbet atmosferi içindeydi ve söylediklerinin kullanılacağını bilmiyordu. Ahlaki ilkelerimiz, kim olursa olsun, bir insanı tuzağa düşürmemize karşı olduğu için böyle bir yola başvurmadık.

Programın amacı yara kaşımak, geçmişin acılarını deşmek ve ekran mahkemeleri kurmak değil, darbelerin bbu ülkeye hayır getirmediğini göstermekti. Mesajımız geçmişe değil, geleceğe dönüktü. Adnan Menderes’in idamını gösterdikten sonra “Diktaya doğru giden Demokrat Parti iktidarının halk tarafından değiştirilmiş olması” ihtimalini gözler önüne getirdik. 12 Eylül, ülkede kardeş kanı dökülmesini durdurdu. İnsanlar rahatça sokağa çıkabilir halde geldi ama kendisi de yeni acılara ve insanlık dramlarına neden oldu. Toplumumuzun yaşadığı bu dramları gün ışığına çıkarmaya gayret ettik.

Sonuç olarak; amacımız kavga değil barış! Toplumsal barışa ve demokratik olgunluğa giden yolun eleştiri ve öz eleştiriden geçtiğine inanıyoruz. Kendi hatalarını sıkça eleştiren, öz eleştiri yapan bir insan olarak, toplumsal eleştirinin yararına yürekten inanıyorum. Demokratik, mutlu ve huzurlu bir Türkiye’de kavgasız günler diliyorum.