Oldum olası “komplo teorileri” ni sevmem. Her gelişmeyi karanlık güçlerin gizli planlarına bağlamak alışkanlığım yoktur. Gene de bugünlerdeki gelişmelere bakınca kendi kendime bir“dördüncü darbe” döneminde yaşayıp yaşamadığımızı soruyorum.
Türkiye büyük bir hızla rota değiştiriyor. Bir yanda PKK meselesi, bir yanda Refah gelişmesiyle kaygılanmayan başlayan “gerçek devlet“, bir gözüyle de Kıbrıs ve Kuzey Irak’taki gelişmeleri kaygıyla izliyor. Yıllardır müttefik olarak güvendiğimiz batılı ülkelerin Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurma ve Kıbrıs’ı oldu bittiye getirme planlarından kuşkulanan“gerçek devlet”, rotayı Orta Doğu ya doğru kırıyor ve batılı ülkelerle bir gerginlik politikasının işaretlerini veriyor. Bırakın bir ülkeyi, bir vapur bile bu derece keskin bir dönüş yapsa, içindeki yolcuların başı döner, midesi bulanır. İşte bu günlerdeki kafa kargaşamızın sebepleri bunlar.
Güreş Paşa “Demokrasinin sola kaydığı, anarşiye gittiği “tespitini yapıyor. Eski dönemlerde bu saptamaları doğal olarak darbeler izlerdi. Çünkü “halk zaman zaman zıvanadan çıkar ve yolunu sapıttırdı. Onları derleyip toplamak gerekliydi.” Ne var ki Dünya ve Türkiye koşulları yeni bir darbeye, yeniden “tank sesiyle uyanmaya“elverişli değil. Bu girişimin Türkiye’yi sonu gelmez bir maceraya atmak olduğunu herkes görüyor. Zaten “gerçek devlet” daha önceki üç darbeden dersler çıkardı, olgunlaştı ve daha bir “rafine” hale geldi. Bu kez biçimsel demokrasinin görünüşü bozulmadan, sistemi özünde garantiye almak ve ülkeyi maceralardan korumak teorisi uygulanıyor. Başbakan Tansu Çiller, “gerçek devlet “açısından son derece güvenilir birisi. Ana muhalefet lideri Mesut Yılmaz da neredeyse bir “sivil general” . Geriye“sol” kalıyor. Geçmiş dönemlerde Kürt milletvekillerini meclise sokmak gibi sabıkalar taşıyan solda güvenilir ellere kavuşturulursa, rejim açısından bir tehlike kalmayacak evet Türkiye yeni rotasında batıya kafa tutarak, PKK’ya karşı Türk milliyetçiliği ve Refaha karşı Kemalist laiklik bayrağını yükselterek yönetebilecek. Bir darbeye gerek kalmayacak. İşte bu noktada solda iki yeni lider adayı beliriyor. Bülent Ecevit ve Mümtaz Soysal liderliğinde iki Sol Parti, “gerçek devlet” in içini rahatlatacak ve Türkiye’de hiçbir çatlak ses çıkmayacak. “Türk ulusunun yüce menfaatleri” uğruna insan hakları da bir süre askıya alınabilir, demokrasi de belli kalıplara sokulabilir. Böylece sağla solu” milliyetçilik” ekseninde birleştiren bir “resmi politika” rahatça uygulanabilir. Hem de “sol“ aydınların övdüğü bir politika olur bu!
