Türkiye gündeminin, her geçen gün bir “yüksek gerilim hattı” gibi yüklendiğini görmemek olanaksız. Ülkedeki kavga atmosferi tırmanıyor. İnsanlar mutsuz. İnsanlar öfkeli. Kimileri cnından bezmiş, kimiler burnundan soluyor. Bu durum elbette ki tek tek insanların suçu değil. Olağan koşullar altındaki bir ülkenin yurttaşları gündelik üzüntüleri ve sevinçleri içinde yuvarlanıp giderken, onların yaşadığı küçük mutluluklar bizim insanımıza çok görülüyor. Çünkü ülke olağan koşullarda değil. Mutsuzluklar, bir büyük kapışma öncesinde yaratılan huzursuzluk ortamının sonucu.
Moda deyimle Türkiye’nin 1990’lardaki “yükselen değerleri”, “ Siyasal İslam, Kürt milliyetçiliği ve bunlara tepki olarak gelişen Türk milliyetçiliği.” 1970 ve 80’lerdeki “sağ-sol” kavgasının yerini bunlar aldı. Bir yandan İslami kesim yükseliyor, bir yandan Kürt milliyetçiliği ve bunların karşısına dikilen bir Türk milliyetçilik dalgası. Önümüzdeki yıllarda bu üç trendin çarpışmasından doğan sarsıntıları yaşayacağız.
Ara seçimle ilgili küçük bir tartışma bile durumu açıkça gözler önüne seriyor: Eğer bir yasa değişikliği yapılmazsa yeni kurulan HADEP seçime giremiyor. Bu durumda Güneydoğu illerinde bir tepki oyları patlamasıyla REFAH ortalığı silip süpürecek. REFAH’ın başarısını kısmen azaltmak için yasada değişiklik yapılırsa, bu kez HADEP’in Kürt kökenli milletvekilleri meclise gelecek. 27 Mart seçimleri öncesinde “PKK’yı meclisten kovuyoruz!” sloganıyla meclis kapısında tutuklanan milletvekillerinin bıraktığı boşluk, arkadaşları tarafından doldurulacak. Şimdi sistem iki görüşten birine karar vermek durumunda: REFAH mi, Kürt milletvekilleri mi? Yani hükümet açısından; “kırk katır mı, kırk satır mı?”
Bu gelişmelere tepki olarak bir Türk milliyetçiliği dalgası yükseliyor. Ülkenin İran gibi bir İslam Cumhuriyeti’ne dönüşmesinden ya da bölünmesinden korkan kesimler, eski sağ-sol ayrımlarını bir kenara bırakıp omuz omuza savaşmaya hazırlanıyorlar. Kürtler ve İslamcılar ise “Türk milliyetçiliği” karşısında zaman zaman ittifaklar yapıyor. 27 Mart seçimlerinde gündeme gelen ittifak HADEP’in seçime girmemesi durumunda tekrarlanacak.
Bu kutuplaşmalar, demokrasi içinde nasıl çözülür? Bu dönem nasıl kansız ve kavgasız atlatılır? Günün soruları bunlar! Günün soruları bunlar! Çünkü şu anda içine girdiğimiz “yüksek gerilim” atmosferinin, Türkiye genelinde bir silahlı kavgaya dönüşmesi hepimizin felaketi olur. Bu kez 12 Eylül öncesini mumla aratacak bir kan banyosunun içinde boğulmamız tehlikesi var. Sağduyu sahibi olan herkesin, ülkedeki gerilimi yumuşatmaya ve kardeşlik havasının doğmasına yardımcı olması gerekiyor.
