Doğru Yol Partisi ve Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin dün yayınladıkları “Demokratikleşme Önerileri” tarihsel bir belge niteliğinde. Etkileri uzun yıllara yayılacak ve 15 Kasım Bildirgesi olarak tarihi bir karakter kazanacak olan önerilere deyim yerindeyse Türkiye’nin “Magna Cartas”sı denebilir. Bu önerilerle Türkiye’de ilk kez, en yetkili siyasi güç, devlet tanımını değiştiriyor ve devleti bireyin mutluluğu için var olan bir örgütlenme olarak anlıyor. Devletin bu yeni tanımı, düşünce dünyamızda ve siyasi hayatımızda bir devrim niteliğinde. Baskıcı, korkutucu ve uğruna kuşaklar feda edilebilecek bir “devlet baba”dan, bireyin özgürlüğü ve mutluluğu için var olan bir devlet konseptine geçmek küçümsenmeyecek bir değişiklik. Demokratikleşme Önerileri’nin en gerçekçi yanı da, demokrasinin sadece yasal düzenlemelerle ve yukardan aşağı kurulan bir model olmadığı anlayışı. Sivil toplum amacına yönelik bir süreçte toplumun kendi iç denetim mekanizmalarının ve baskı gruplarının oluşması öngörülmektedir. Gerçekten de açık toplumlarda demokrasinin yaşaması için gerekli olan üniversite, sendika, demekler ve basın gibi kurumlar 12 Eylül hukukuyla baskı altına alınmış, susturulmuş ve merkezi otoritenin emrine sokulmak istenmişti. “Demokratikleşme Önerileri” bu konularda, demokratik Batı ülkelerinin modelini getiriyor.
15 Kasım belgesinin çıkış noktası “Demokrasinin sorunları artırdığı değil, tam tersine çözümüne yardımcı olduğu” anlayışı. Türkiye gibi, dönem dönem ameliyata alınman ve her kötülüğün başı olarak görülen özgürlük ve demokrasinin engellediği bir ülkede “sorunların ancak demokrasiyle çözüleceği”ni dile getirmek büyük önem taşıyor. Bu öneriler Memduh Tağmaç ve arkadaşlarının “Türkiye’deki sosyal uyanışı durdurma” kararını geçersiz kılan bir belgedir. Bu öneriler halka güvenmeyen ve bütün uygar dünyanın yürüttüğü demokratik rejime kendi insanını layık görmeyen çağ dışı zihniyetin bitişidir. Ve bu öneriler, 12 Eylül Hukuku denen, tepeden inmeci, yasakçı ve çağ dışı despot önlemler döneminin iflas belgesidir. 12 Eylül dönemi, 15 Kasım belgesiyle sona ermiştir. 18 Kasım Pazartesi günü de, bu iflasın seromonisi yapılacaktır.
Bütün bu önemli gelişmeler sırasında Mesut Yılmaz’ın üzücü bir sözüne tanık olduk. Yılmaz, yeni hükümetin demokratikleşme çabalarına destek olacaklarını belirtirken “Millete askeri aratmasınlar” demiş. “Bu çabalar 12 Eylül’ de olduğu gibi milletimizi askeri yönetimi alkışlayacak kadar demokrasiden soğutacak sorumsuzluk örnekleri olmamalı. Bu sözler demokrasiyle, sorumsuzluğun birbirine karıştırıldığı eski bir düşünce biçimini yansıtıyor mu? Demokratik toplumlar sorumsuz değil, tam tersine dünyanın en sorumlu toplumlarıdır. Hükümet, muhalefet, basın, sendikalar, demekler, üniversiteler, halk girişimleri vb. gibi her kurumun birbirini denetlediği bir disiplindir demokrasi.
15 Kasım belgesini, Türkiye’de bir “Perestroika”nın müjdecisi sayabiliriz. Kutlu olsun!… Artık yeni hükümetten bu önerilerin uygulanmasını bekleyeceğiz. Eskişehir Cezaevi’nde yaşanan trajediyi hemen ele almaları, 15 Kasım belgesi yönündekı ilk adımları olacaktır.
